Kurtuluşun 100. Yılı (1)

100 yıl önce millet olarak verdiğimiz Kurtuluş Savaşımız, insanlık tarihinin en önemli destanlarından biridir…

Osmanlı’nın 16. yüzyıldan beridir devam eden duraklama, gerileme ve yıkılma süreci, 1. Dünya Savaşı’yla parçalanma evresine geçmiş; öyle ki 29 Mayıs 1453’de fethettiğimiz İstanbul 16 Mart 1920 tarihinde İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmiş ve yaklaşık 3.5 yıl işgal altında kalmıştır…

Öncesinde, Yunanlılar 15 Mayıs 1919’da İzmir’i, ardından sırasıyla batı Anadolu’daki tüm yerleşim yerlerini işgal etmiştir. 26 Mayıs’ta düşman askerinin girdiği Manisa da 8 Eylül 2022 yılına kadar yani 3 yılı aşkın süre işgal altında kalmıştır.

Bu süre zarfında şehirde neler yaşandığını çok bilmiyoruz. Ancak şu kadarını söyleyebiliriz ki, 1313 yılının Regaip Kandiline isabet eden 26 Ekim gecesinde Saruhan Bey önderliğindeki ordu tarafından fethedilen Manisa, 700 yıl aradan sonra düşmanın postalları arasında acı ve ıstırap dolu tam 1202 gün geçirmiştir.

Bu süreçte yaşanan acı günleri araştırmadan, öğrenmeden ve ibret alıp tekrarlanmaması için çalışmadan 8 Eylül 2022’deki kurtuluş gününe odaklanmak, biraz işin kolayına kaçmak demektir.

Milli Mücadele şairimiz Mehmet Akif diyor ya, “Tarihi ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar; hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” Tarihin tekerrür etmemesi için iyi öğrenmek ve ibret almak gerekiyor…

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmasını, ardından Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde aziz Türk milletini adeta küllerinden diriltip düşmana karşı bir Milli Mücadele başlatmasını ve 26 Ağustos'ta başlayıp 30 Ağustos'ta zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesini ne yazık ki millet olarak bilmiyoruz. Hatta bir çoğumuz bu tarihleri bile bilmez…

Bu nedenledir ki ne 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı, ne 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı, ne de diğer milli bayramlarımızı anlamlarını tam olarak bilmediğimiz için hakkıyla kutlayamayız.

Bunda biraz da Cumhuriyetin kurulmasından sonra yaşanan sosyolojik kırılmalar, devrimler olarak karşımıza çıkan bu kırılmalara karşı gelişen reaksiyonlar ve özellikle siyaset adamlarımızın 100 yıldır bu kırılmaları tamir etmeye yanaşmamaları önemli etkendir.

Sonuç olarak, 100 yıl önce bu günlerde Manisa’da ve tüm batı Anadolu’da 3 yılı aşkın süredir düşman mezalimi gölgesinde olan halkın 26 Ağustos’ta başlayan büyük taarruzun ayak seslerini duyduğunu ve devam eden acının bir umuda dönüştüğünü hatırlamak gerekir.

Aslında 23 Nisan 1920’de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi, yok olan umutları yeniden diriltmiş ve Türk milleti yokluklar içinde bir var olma mücadelesi başlatmıştır. Gizli saklı yapılan telgraf mesajlaşmalarında Anadolu’nun dört bir yanından güzel haberler gelmektedir.

Sakarya'da 22 gün boyunca süren çarpışmaların ardından durdurulan düşman ordusunu tamamen yurttan atmak için bir yıl kadar süren hazırlık döneminden sonra Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 26 Ağustos 1922'de harekat emrini vermiştir.

100 yıl önce tam bugün, yani Büyük Taarruz’un dördüncü gününde Yunan ordusu geri çekilmektedir. Düşmanı kovalayan Türk Ordusu, Yunanlıların yakıp yıktığı yerlerde perişan olmuş halk tarafından coşkuyla karşılanmaktadır. 10 güne kalmayacak tüm Ege Bölgesi düşmandan kurtulacaktır…