Bir sene sonra tekrar on bir ayın sultanı  Ramazan-ı Şerife  kavuştuk. Ramazan ayı beni hep çok heyecanlandırmıştır. Ramazan başlamadan bir hafta önce komşularla birlikte hazırlıklara başlanırdı.

Bizde Ramazan ayının gelenek haline dönüşmüş hali gözleme ve kuru yufkaydı. Komşularla toplanılır herkes bir elden yapardı. Ramazan için yapılan gözlemelerin,  kuru yufkaların tadı bambaşka olurdu.

 Bakkallar, manavlar cıvıl cıvıl insanlar alış veriş yapardı. Mahallemize adım attığımızda  Ramazan ayının getirdiği neşeyi hissederdik.

Herkes sofrasında bir misafir beklerdi davetli veya davetsiz.  Her gün bir başka komşuda ya da mahallenin bir ucundan bir ucuna sofralar kurulur  neşe içinde iftarımızı yapardık…

Sahurda davulcu abinin sesine uyanırdık. Aynı anda tüm mahallenin ışıklarının yandığını anımsıyorum. Hemen annem sahur için bir komşumuzu çağırırdı… Eskiden sahurda çalan davullar , söylenen maniler , yanan ışıklar… Şimdi mi? Şimdi mahallemize davulcu gelmiyor . Davulcu yerine çalar saat ile uyanıyoruz. İftar yemekleri neredeyse konuk çağırılmadan oluyor . Bunun sebebini ekonomik sıkıntılara bağlıyorum …

 Domatesin bile kilosu 20-30 TL olmuşken, pazarda gezinen insanlar sebzelere bakıp geçerken  iftara çağırmak illaki zorlar… Eski Ramazanlarda herkesin tek düşüncesi  ibadetimizi en iyi nasıl  yerine getirebiliriz iken şimdi ekonomik olarak neyden ne kadar alabiliriz diye düşünülüyor. Eski ramazanları özlüyorum. Ramazan ruhunu hissetmek istiyorum… Sen hoş geldin on bir ayın sultanı . Velhasıl kelam eski ramazanlar hala içimizde. Mutlu, huzurlu, sağlıklı, aile saadetiyle dolu bir Ramazan dileğiyle…