‘‘Türkçe sadece Türklerin dili değildir, Türkçe bir hanedanlığın, bir medeniyetin dilidir. Bizim de bu medeniyetin bir ferdi olarak bu dili bilmemizden daha doğal ne olabilir?’ cevabı ne kadar güzel değil mi?

İşte bu cevap Makedonya'da karşılaştığım ve Türkçe bilen insanların cevabıydı...
 
Başlayalım gördüklerimizi yazıya aktarmaya ki gidemeyene, göremeyene de oradan buraya,buradan oraya  göndermiş olalım selamları...

Balkanlar kelimesi hakkında iki rivayet var.
 Birinci söylenti "Balkan" sözcüğü üzeri sık ormanla kaplı sıradağ’ demek olduğu için Türkler tarafından verilmiş bir isim olduğu  gerçekten tüm Balkanlar üzeri sık ormanlarla kaplı bozulmamış ve muhteşem bir doğaya sahip olmasıdır... İkinci söylenti ise bölgeye Osmanlılardan önce ulaşmış Kıpçaklar, Peçenekler, ve diğer Türkmen kabilelerinin, Hazar denizinin doğusundaki ‘Balkhan Dağlarına’ benzeterek bu adı verdikleridir.

Balkanların ise en çalkantılı tarihe sahip ülkesi Makedonya’dır. 
Fakat bu ülke tarihine baktığımızda sakin, verimli ve müreffeh yılların tamamı Osmanlı hâkimiyeti altında geçmiştir.Bu tespiti aslında tüm Balkanlar için genişletebiliriz.

İşte ülke sınır anlamında küçük olsa da kültür haznesi ve birçok anlamı ile geniştir.

Düşünün bir Türk çeşmesi Kumanova'da Makedonları öyle şaşırtmış ki sadece Makedonlar değil kafilemizde ,Macarlı,
Romanyalı kardeşlerimize Türk çeşmesi dememizle kana kana su içtiklerini şahit olduk. Türk'ün gücü de suyu da bu topraklarda var. Arnavut müslümanlar, Türkçe bilen her müslüman biz Türk'üz diyor bu topraklarda...
Neden mi çünkü Balkanlara uzanan ecdâd bu topraklara İslamiyet'i yaymakla kalmamış kültürümüzü o topraklara öyle nakşetmiş ki bugün o topraklarda yabancı olamıyorsunuz..
Bir cami çıkışı ya da bir esnafta ya da bir sokakta gezerken senin Türkiye'den geldiğini hemen anlıyorlar..
Lakin şu da var o topraklarda Türkiye'yi hep hissettirmek gerek çünkü kimimiz burada kimimiz orada ve daha da sık gidelim daha da fazla eser bırakalım oralarda tıpkı ecdâdın yaptığı gibi çünkü yok etmek için elinden geleni yapan bir grup var.

Bizim insanlarımız bu gruplara rağmen yönünü hep Türkiye'ye dönmüş ve "Türkiye büyüktür", "Türkiye güzeldir" diye haykırıyorlar.
 
Vardar nehrinin üzerinde bir Üsküp'ün gerdanı 1469 yılında İstanbul Fatih'i Sultan Mehmet Han zamanında tamamlanan taş köprü Üsküp'ü modern şehri ile tarihi Türk çarşısını birbirine bağlayan yer...

Bugün köprünün ihtişamını yok etmek için elinden geleni yapan zihniyet heykelleriyle adeta bir eseri gölgelemek istemişler fakat Vardar nehri ise buna tarihten bugüne zulümden ve anlatılanların gerçek olmadığına şahit çünkü o nehir üzerindeki taş köprüyü öyle bir taşıyor ki tanıklığı tüm insanlığa yeter dedirtiyor.

Makedonya’nın başkenti Üsküp’e indiğim andan itibaren sanki Yıldırım Beyazıt döneminde yaşıyormuş da buralara akıncı olarak gelmiş gibi bir ruh hali içindesiniz. Bu topraklarda mezarları bile kaybolmuş bütün Türkler canlıymış da etrafımda dolaşıyormuş gibi hissediyor, beynimin bütün hücrelerinde davul ve zil sesleri duyuyor, kendimi mehter marşları mırıldanırken yakalıyorum. Tıpkı, 1884 Üsküp doğumlu olan ve 18 yaşına kadar burada yaşayan Yahya Kemal’in, “Mağlupken ordu, yaslı dururken bütün vatan / Rüyama girdi her gece bir fatihâne zan.”  dediği gibi! 

Şimdi ordumuz mağlup değildi ama buralarda bıraktığımız Evladı Fatihan darmadağınık diyerek daha fazla sahip çıkacak ve Makedonya’dan da sorumluluklarımıza sorumluluk ekleyerek  buradaki müslümanların kendisine Türk'üz demesinden de yönünü Türkiye’ye döndüğünü görüyor ve bunu da hissettirecek bir çaba gerçekleştirmeye devlet ve millet olarak devam edeceğiz..


Selam ve saygılarımla...