Yaşanmışlık hissi bence ruhun şifası.

Bu toprakların bir parçası olmaktan hep gurur duydum. Örfüyle       adetiyle, komşuluk ilişkileriyle, mahalle sohbetleriyle, akşam           çaylarıyla, veranda muhabbetleriyle, düğünleriyle, cenazeleriyle, sabah herkesin kapısının önünü çileyip süpürerek başladığı günü akşam semaver çayıyla kapatan o kültüre etimle kemiğimle bağlıyım.

Yaşanmışlık hissi bence ruhun şifası. Yaşanmışlık geçmişten geleceğe ışık ve köprü. Siz adına ne dersiniz bilmeme ama bence o eski bayramların, o eski komşulukların, o eski arkadaşlıkların, o eski dostlukların fani yaşamı kaliteli hale getirdiklerini düşünüyorum.

Bunu sadece ben demiyorum. Bilimde beni destekliyor. Yapılan ulusal istatistiklerde fiziki ve psikolojik hastalık şifasında aktif sosyal hayat, manevi inançlar, ilahi adalete olan güven ve hayatın içinden kendini soyutlamamanın olumlu sonuçları hem televizyonlarda hem sosyal medyada birçok program ve videoya konu olmuştur.

Bu coğrafyanın geçmişten gelen bu halleri beni çok besliyor. Gün içinde yaşadığım bir çok kareyi hayatımla harmanlamama sebep oluyor. Her bireyin bu toprakların bir motifi olduğunu  düşünüyorum. Bu motifler bir araya geldiğinde o kadar eşsiz bir görüntü oluyor ki. Ruhumu bu güzel insanlarla paye edip daha çok güçlenmek bana çok iyi geliyor.

Çakır babaanne de onlardan sadece biri.

İstanbul ‘un ayaz bir kış sabahıydı. Her sabah olduğu gibi arabayı hastanenin otoparkına bırakıp. Çıktım o dönem görev yaptığım         birime.

Sabah kanları vizit derken sıra yatışlara geldi. Dosyalar önümde kapı açıldı. Önde omuzları geniş, temiz traşlı, kavruk tenli, temiz kıyafetli bir Anadolu beyefendisi. Arkada oğlunun aksine minyon, beyaz yemenili, minicik çiçek desenleri olan şalvarı üstünde, 70 yaşlarında deniz mavisi gözleriyle bana bakan Çakır Babaanne.

Hani bir söz varya güzel yurdumda ahırda ki son öküzü satmış da gelmiş diye. Tam olarak karşılığı bu Çakır Babaanne ve oğlunun. Ve taa Manisa’ dan bize gelme sebebi beyninde tümör.

Hasta bayan olunca biz bayanların olduğu odaya aldık. Ameliyatdan önce 1,5 gün hiç sesini duymadık. Sadece vizit yapan doktorların. ‘İyi misin?’ sorusuna ‘iyiyim’ demiş.

Erkek refakatçisi olduğu için her an girip çıkamıyordu odasına oğlu. Hemşire arkadaşlarımızdan birşeye ihtiyacı olup olmadığının bilgisini alıyordu. Günde sadece bir kerede annesini kapıdan görüyordu. Oda- da ki hastalar bayan olduğundan onları rahatsız etmemek için çok özenli davranıyordu oğlu.

Ertesi sabah mesaiye geldiğimde. Bekleme salonundan odama geçerken. Mahcup olup dimdik kurşun gibi oldu o babacan efendi adam, gece yattığı bekleme salonunda ki o ikili koltuktan. Belli gece uyuyamış. Kan çanağı gözlerle baktı bana. Bende rahatsız ettiğim için mahcupdum aslında.

O mahcubiyetle sorumlu hemşiremin yanına gittim. Acil durumlar ve enfeksiyon riski olan hastalar için ayrılan tek kişilik bir odamız vardı. Talepte bulunmak hiç tarzım değildir ama o sabah dedim ki ;
-Çakır Babaanneyi o odaya alalım.
Naif kadındı hemşirem.
-Hayırdır ? 
-Alalım.
İkinciyi sorgulamadı. Ameliyatdan önce aldık diğer odaya. Oğlunuda koyduk yanına. Ben hala duymadım sesini!

Sadece gözleriyle konuşuyordu Çakır Babaanne. Hiç ayaklarını uzatarak yatmadı. Gözlerinin renginde tesbihi vardı. Hiç elinden bırakmadı. Korkuyordu belliydi ama hiç hissettirmedi oğluna. Beyaz yemenisinin yaşmağıda hiç bozulmadı. Öyle güzel bir evlat yetiştirmişti ki hep başı yerdeydi gelip geçerken, bir şey soracaksa bir adım geriden konuşurdu.

Sanmayın ki cahillikden, eğitimsizlikten. Mütevazilik bunun sebebi, erkek varoluşunu kadın üzerinde erk etmemek bunun adı. İnsana saygıdan gelir bunun anlamı. Karakter meselesidir yani.

Doktor ve hemşire arkadaşlarım ne dediyse harfiyen uyguladı annesi için o yurdum beyefendisi.

On gün misafir ettim hem serviste hem kalbimde Çakır babaanneyi.

Ameliyatı iyi geçmişti ama tümör riskli yerdeydi. Ve biz sesini duyamadan, konuşma yetisini kaybetti. Oğlu çok üzülmüştü. O temiz yüzlü, geniş omuzlu adam küçücük kaldı. Taburculuk için epikrizini teslim ederken;
-Zaten çok az duyardık anamın sesini. Torunları üzülecek çok güzel masal anlatırdı. Dedi.
Sonra boynunu  büküp.
-Canı sağ ya buna da şükür. Diye ekledi.

İstanbul’ dan Manisa’ ya gideceklerdi. Annesi rahat etsin diye ambulans ayarladı oğlu. Herkesle tek tek helalleşti ve yolcu ettik. Ben o çakır gözleri unutmam, belki onlarda beni unutmamıştır. Eğer yaşıyorsan Çakır Babaanne Rabbim hayırlı ömürler versin sana. Yok ömrün vefa etmediyse Yaradan gani gani rahmet etsin…

Asaletin; eğitimle, yaşla, donanımla, kültürle olmadığını senden. Efendiliğin, erkek varoluşunun saygıyla olduğunu oğlundan bir kez daha öğrendim.

Çakır Babaanne ve oğlu anadolumun en güzel motiflerinden. Bende böyle motifler çok. Çünkü ben bu topraklara çok aşığım.

Sağlıcakla kalın yol arkadaşlarım.