Minimal yaşam dendiğinde; ilk akla gelen eşya, giysi, madde kalabalığından sıkılan veya bunların karmaşasından yorulan insanlar akla gelir. Kendilerini kaosa sürükleyen şeylerin bunlar olduğuna inanır kişiler.

Şu ana kadar minimal yaşamla ilgili kiminle sohbet etsem ilk aklına bunlar geldi. Hatta azalmayı düşünsen ilk nerden başlarsın diye sorduğumda. Çoğunluğu gardolabı olduğunu söyledi. Ve ilk akla gelen hep atıl birşeyler çıkarmak oldu. Aslında minimal yaşam elinde olanla uzun soluklu yaşamak. Tüketim çılgınlığına son vermek. Son veremesekte ciddi anlamda azaltmak. Bir çok kişiyle konuşup ayrıldığımızda. Ben zaten ihtiyacım olacak kadarla yaşıyormuşum. Birkaç parçadan başka ne fazlalığım ne de atıl eşyam var. Peki durumum böyleyse, peki ben bedenen ve ruhen neden bu kar yorgun ve kalabalık hissediyorum diye dönüşler alıyorum. Tam olarak burada bence sorular cevapsız kalıyor. Ve tutarsızlık başlıyor. Minimal yaşam sadece madden minimal yaşamak değil. Mutlu olduğunuz rahat ettiğiniz, iç huzurunuzu daimleştiren ortamdır. Yaşadığımız dünyaya, o dünya içinde ki varlığınıza, kütlesel olarak varolduğunuz yerküreye duyduğunuz saygı bence minimal yaşamın yapı taşları. Hal böyle olunca konunun ortasından başlamak makul ve dengeli olana ulaştırmıyor. Hatta çoğu insan ya nereden başlayacağını bilmediğinden hiç başlamıyor yada tam ortasından başlayıp daha çok karışıklığa sebep olup  devam etmeden bırakıyor.  Peki neden bu karışıklık? Neden bu isteksizlik?

Neden bu karmaşa? Karışıklığı sadece hacim ve kütleye bağladığmızdan oluyor bence. Hayatımızda ki karışıklık ve karmaşanın tek sebebi sadece eşyalar asla olamaz. Kıyafet dolabı, mutfak dolabı, dağınık bir ev olarak yorumlanamaz. Çünkü insanız. Robot zihni gibi uzaktan kumanda edilmiyoruz ve duygulara sahibiz. Kelime kalabalığı, insan kalabalığı, iş kalabalığı, düşünce kalabalığı… Bunlar hayatını idame ettiren herkes için mevcut olabilecek manevi karmaşa sebepleri. Hatta bence maddi karmaşalardan daha çok yorgunluğa sebep olan kalabalıklar.

Minimal yaşam bu yüzden asla tek yönlü değil. Minimal yaşamda tekbir nesnel doğru yok. Herkesin kendine göre hayatı olduğu gibi minimal yaşamda özgün bir kavram.  Herkes kendi hamurunu kendi el lezzetiyle kendisi yoğuruyor. Bana bu süreçte eksik gelen tek şey: kişiler hayatlarında ki tek kalabalığı eşyalar olarak sınıflandırmaları. Belki sizin fiziki ve manevi yorgunluğunuzun sebebi konuşurken kullandığınız kelime sayısıdır. Belki masanızın üzerinde biriken dosyalar. Belki etrafınızda hergün bulunan enerjinizi tüketen insanlar. Belki az şükredip çok şikayet etmenizdir. Belki atamadığınız kahkahalar söyleyemediğiniz sözlerdir kalabalık yapan sizi. Gardolabınızda ki iki fazla tşört, üç fazla pantolon, beş fazla ayakkabı, mutfakta ki bir fazla takım tabak değildir sırtımızda ki kambur.

Bence herşeyin başı kendini tanımak. Zayıf karnın ne, güçlü tarafın ne. Yerküre bu denli bir dengenin üzerindeyse, bedeninin ruhunun , düşüncelerininde bir dengesi olması çok normal değil mi? Yada bedenin, ruhun ve düşünlerinde bir düzen istemesi çok normal değil mi? O yüzden önce kendimizi tanıyalım. Biz bize bir fırsat verelim. İnsanlar değil biz kendi hayatımızın neresindeyiz bir buna bakalım. Eğer yapabiliyorsak kendimize bi uzaktan bakalım. Bakıp ihtiyaç listesi çıkaralım. Sonra o listeyi aciliyet sırasına göre bir bir hayatımıza uyarlayalım. Kimler gidiyor kimler bizimle kalıyor. En son dolaplar da durumlar ne dedikten sonrası zaten bahar bahçe.

Sağlıcakla kalın.