“Yaşamımızın üçte biri uykuda geçiyor” diye genel bir kanı var, ama bu her zaman mümkün olmuyor. Yoğun çalışma saatleri, çağımızın modası stres, kronik hastalıklar, ilaçlar gibi pek çok faktör  çoğumuzun yeterli ve kaliteli uyku uyumasına engel olmakta.

Bu haftaki konumuz uyku.

“Yaşamımızın üçte biri uykuda geçiyor” diye genel bir kanı var, ama bu her zaman mümkün olmuyor. Yoğun çalışma saatleri, çağımızın modası stres, kronik hastalıklar, ilaçlar gibi pek çok faktör  çoğumuzun yeterli ve kaliteli uyku uyumasına engel olmakta.

Uyku; yüzeyel ,derin ve rüya evrelerinin bir biri ardına sıralandığı döngülerden oluşmaktadır. Bu döngülerin tamamlanabilmesi en az 5 saatlik bir uyku süresi olması gerekir. Ama bir insanın sağlıklı ve dinlendirici uyku aralığı (Kişiye göre değişse de ) 6-8 saat arasıdır.

Kişilerin uyku sürelerinde genetik faktörler rol oynasa da, çevresel faktörler de çok önemlidir. Birkaç gece geç yatarsak, sonraki geceler uyumakta çoğumuz zorlanmıştır. Uyku  ritmini bozmak ne denli” kolay “ ise, düzeltmek ise o denli “zordur”. Sürekli az uyuyarak vücudumuzu bu ritme alıştırıp, çok da yorgun kalkmayabiliriz.

Kimilerimiz “ Uykuda geçirdiğim zamanı kayıp olarak nitelendiriyorum “der.

Ancak uyku sadece bir dinlenme dönemi değildir; kaybedilmiş zaman ise hiç değildir. Uykuda bağışıklık sistemi ve hafızayı güçlendiren maddeler salınır, uykunun bazı dönemlerinde beynimiz uyanıklıkta olduğu kadar aktiftir. Uyumadan önce öğrendiklerimizi daha kolay hatırlarız.

Az uyuyanlarda Alzheimer ve pek çok kronik hastalığa yakalanma oranı belirgin fazladır.

Ve ne yazık ki 5 saat ve daha az uyuyanların ortalama 5-6 yıl daha az yaşadığı  gösterilmiştir.

İşimiz gereği sabah çok erken kalkmak zorunda kalabiliriz, belki nöbet tutan sağlık çalışanı ya da güvenlik görevlisiyiz , ya da bebeğimizin uyutmadığı bir anne..Ama biz nörologların “uyku borcu “olarak adlandırdığı eksik kalan uykuyu fırsat bulunca uyumak bu eksiği kapatabilir.

Güzel uykular ve güzel yaşamak dileği ile..