Gün geldi aç kaldılar, dudakları çatlayana kadar susuz. Siperde kimi en yakın arkadaşını, kimi köydeki komşusunu, kimi evladını, belki babasını ya da kardeşini yanına gömerek daha cenaze namazını tamamlamadan göğüs gerdi kurşuna. Yetmedi en yakınlarının kanıyla sulamak bu toprakları kendi kanlarıyla yüzyıllardır suluyor bu millet.

Zaferler kazandı bu millet tırnaklarıyla siper kazarak. Bir kase üzüm hoşafı çeyrek ekmekle. Birçoğu yaralı arkadaşı daha çabuk iyileşsin diye kumanyasını arkadaşıyla paylaştı. Yaralı Mehmetçik bir kurşun daha yemesin diye önüne siper oldu bir diğer Mehmetçik. Bir fazla nefes alsın diye yaralı haliyle sırtladı yaralı arkadaşını. ‘Bir dağın sırtında dağ varmış gibi.’ (Osman ÖZTUNÇ).  Heybetleriyle yine korku saldılar düşmana. Sonra o yiğitler o zaferlerle Dünya’ ya korku saldı. Dünya liderleri Mehmetçikle ve Türk Milleti’yle ilgili konuşurken ya ‘Çılgın Türk’ dedi  ya ‘Deli Türk’ . Dünya bu milletin vatan toprakları söz konusu olduğunda hiç akıl bali halini görmedi. Çünkü vatan; namustu, evdi, yuvaydı, evlatdı.  Yakın Dünya Tarihine bakıldığında bile gerek Azerbaycan gerekse ihtiyacı olan tüm mazlum ülkelerin toprak bütünlüğü için yanında, zalimlerin karşısında destan yazmaya devam etmekte Mehmetçik.

Başarılı başarısız müdahaleler gördü bu topraklar.

27 Mayıs 1960

22 Şubat 1962

12 Mart 1972

12 Eylül 1980

15 Temmuz 2016

Biri hariç hiçbirine şahit olmadım bu girişimlerin. Ancak dinledim ve okudum. Geriye dönük pişmanlıklarda vardı keşkelerde duyulan gururlarda. Geçen zaman gözyaşı ve yürek sızısı bırakmıştı. Çok ocaklar söndü çok yürekler yandı çok ananın ahı alındı.

Ancak o geceyi çok iyi biliyor ve hatırlıyorum. Düğünümüz yeni oldu Antalya’dan Amasya’ ya dönüyorduk. Yolda olduğumuzu bilen herkes arayıp birşeyler söylüyordu. Kimi cebimizde harçlık olup olmadığını sordu. Kimi bir an önce eve ulaşmamız gerektiğini söyledi. Kimi en yakın şehir merkezine gidip güvenli bir alana geçmemiz gerektiğini. Ben ilk duyduğumda sadece girişimde bulunurlar bulunduklarını da pişman olurlar demişti. Öyle de oldu. Çünkü bu millet bu oyuna bir daha gelmezdi buna emindim…

Dünya üzerinde her ülkede olduğu gibi benim vatanımda da sürekli konuşan bir kitle var. Birçoğunun içi dolu olmakla beraber  birkaçından sadece ses geliyor. Bu milletin asimile olduğuna değerlerini kaybettiğine Çanakkale Zaferi bilincinden ve maneviyatından çıkmış olduğuna dair konuşanlar gördü ki: Eğer sokaksa mevzu dökülünür. Eğer vatansa mevzu ölünür. Asimile olunduğunu düşünen zihniyetlerin atladığı nokta şu; O evlerinin dışında gördükleri gençler akşam eve döndüklerinde. Bu topraklarda yokluğun simgesi olan tarhana çorbasının hikayesini, zamanınsa sağcı solcu – alevi sünni – kürt türk deyip kardeşi kardeşe kırdırttıktan sonra nasıl kenara çekilindiğini anlatan dedelere, nenelere, annenelere, babalara sahip.

Biz hala dedelerimizden miras  kalan bir karış toprağın dahi eğer yerine daha büyüğünü koyamayacaksak elden çıkarmamamız gerektiği nasihatını dinler, kulağımıza küpe ederiz. Tamda bu yüzdendir ki yüzyıllardır evelAllah bir ölür bin dirilirdik. Yüzyıllar sonra da gök girsin kızıl çıksın der kimseye eyvallah etmeyiz.

Bu toprağın insanları yoklukla çok sınandı maddi manevi. Cebinde ekmek alacak parası olmadı, tarlasında urva edecek arpası buğdayı olmadı. Ancak bu millet vatansızlığı ve bayraksızlığı hiç aklının ucundan geçirmedi ki başetmek zorunda kalsın. O yüzden de etiyle kemiğiyle en çok da kanıyla sahip çıktı.

Hiçbir maharetin ki bu bir maharet değil çırağı olmadan ustası olamazsın. Ve biz bu yüzden  ecdadımızın anne babamızın, Necip Fazıl Kısakürek ‘in , Mehmet Akif Ersoy’un, Ziya Gökalp’in, Seyid Ahmet Arvasi’nin , Hüseyin Nihal Atsız’ın vatan sevdasının çırağı olmaktan hep gurur duyduk.

Yaradan yüreğimizden vatan sevdasını, vicdanımızdan millet ve birlik tutkumuzu, damarlarımızda akan kandan bayrak aşkımızı eksiltmesin.

Allah Türk’e yar olsun. Turan eller var olsun.

Sağlıcakla kalın.