Manisa tarih boyunca Spil Dağı'nın kuzey eteklerine kurulu önemli bir yerleşim yeri olageldi. Gediz Havzasının mümbid topraklarına nâzır, kadim bir memleket...

Bu topraklar tarihin her döneminde insanoğluna bereket ve huzur sundu. Burada açlık, yokluk, sefalet nedir bilinmez. Çünkü tabiat insanoğluna bereketini esirgemediği gibi, insanoğlu da tabiata zarar vermemiş bu güne kadar...

1990'lı yıllardan sonra hızla gelişen sanayi, Manisa'ya çok değer kattığı gibi bazı değerlerimizin de yok olmasına neden oluyor. Burada suçlu gelişen sanayi değil, gelişen sanayi için doğru planlama ve uygulamayı yapmayan yetkili kişiler.

Sözün burasında konuyu, Sakarya Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Fatih Döker'in yaptığı önemli bir araştırmaya bağlamak istiyorum.

Kendisi bir Manisalı olan Mehmet Fatih Hoca, Manisa kent merkezinin 30 yıllık gelişimini uzaydan çekilen fotoğraflar üzerinden inceledi ve bunu bir bildiri olarak geçtiğimiz günlerde yapılan Uluslararası Geçmişten Günümüze Manisa Sempozyumu'na sundu.

Araştırma sonuçlarına göre, 1990-2020 yılları arasında şehir merkezi ve çevresindeki yerleşim alanları bin 280 hektardan 3 bin 520 hektara çıkarken, tarım arazileri 4 bin 365 hektardan 2 bin 288 hektara geriledi. Yani bu süre zarfında yerleşim yerleri 3 kat artarken, tarım alanları yarıya inmiş.

3 bin 520 hektarlık yerleşim alanının 2 bin 756 hektarı 2. sınıf verimli tarım araziler üzerinde kuruldu. Doç. Dr. Döker, "Manisa'da doğal kaynakların verimli kullanılması, verimli ovadaki tahribatın azaltılması ve şehrin sağlam zeminli sahalarda gelişmeye yönlendirilmesi noktasında fiziksel mekân organizasyonuna ihtiyaç vardır" diyerek vahim tabloya akademik bir dille işaret ediyor ve öneri sunuyor.

Gelişmek güzel, büyümek güzel ama bunları yaparken doğaya zarar vermek bu güzellikleri anlamsız kılıyor.

Şehir merkezinin tarım arazilerine doğru büyümesi, Manisa'da son yıllarda doğaya verilen onca zarardan sadece biri. Diğer yandan Gediz Havzasının arıtılmayan sularla kirletilmesi, gerekli  çevresel kurallara uymayan fabrikaların bıraktıkları diğer zararlı atıklar, hergün tartışmalara neden olan hidroelektrik santralleri ve daha nice etken doğada geri dönüşü olmayan zararlar bırakıyor.

Bilim insanları, duyarlı kesimler bu sorunlara sıkça dikkat çekiyor ancak henüz çözüme ilişkin ciddi adımlar ne yazık ki göremiyoruz...