Özellikle Akdeniz ülkelerinde ve ülkemizde de önemli bir sorun olan   Beta Talasemi’ nin bilinen yaygın adı Akdeniz Anemisi’dir. Türk Hematoloji Derneği’nin (THD) bildirisine göre ülkemizde yaklaşık olarak 1.300.000 talasemi taşıyıcısı ve 4.500 kadar talasemi hastası var. Genetik faktörlerle nesillerden nesillere aktarılabilen bir tür kansızlık hastalığı olan Talasemi  çoğu  zaman demir eksikliği anemisi ile karıştırılabilir. Anne yada babadan birinde bu hastalığın  olması   hastalığı oluşturmaz ancak hem anne hem babadan gelen hastalıklı gen varlığında oluşur. Aksi durumda doğacak bebeklerin taşıyıcı olma ihtimali bulunur.

Birden fazla türü bulunan bu kalıtsal hastalığı olan bireyler yaşamları boyunca boyu her 3-4 haftada bir kan desteği almak durumunda olabilirler. Kan nakilleri ve bağırsaktan demir emilimlerinin düzenli ve tekrarlı olması sonucu bu hastalarda aşırı demir yüklenmesine sebebiyet verebilir. Vücutta serbest radikal seviyelerinin artmasına neden olabilen aşırı demir yüklemesi hastalarda oksidatif stresi(mevcut antioksidan savunma sistemi besinlerin oksijen kullanarak enerjiye dönüştüğü esnada meydana gelen moleküllerin etkisini tamamen önleyemediği durumlar)arttırır. Dolayısıyla antioksidan ajanlara (E ve C vitaminleri gibi) normal bireylerden daha çok ihtiyaç duyarlar.
 

Bu nedenlere Beta Talasemi hastalarının beslenme şekilleri oldukça önemlidir. Nakil edilen kanlar dolayısıyla  demir birikmesi ve bağırsaklardan emilen demir miktarının artması  nedeniyle bu hastalara  demir mineralinden zengin bir  beslenme önerilmez. Demirden fakir, yeterli kalsiyum ve vitamin içeren bir beslenme programı planlanır.Dikkat edilmesi gereken başka bir nokta bunun  talasemi taşıyıcıları için geçerli olmamasıdır. Talasemi hastalarının aksine  talasemi taşıyıcılarında vücut gereksinimi   arttığında   demir eksikliği anemisi de kendini gösterebilir.

Dolayısıyla bu hastalara özellikle hem-demir bakımından zengin olan et, balık, bazı kümes hayvanları, hindi, karaciğer ve böbrek gibi hayvansal besinler sınırlandırılır. Protein gereksinimi daha çok bitkisel kaynaklardan sağlanır.

Demir emilimini azalttığı bilinen süt, peynir ve yoğurt gibi süt ürünleri düzenli ve yeterli tüketimi sağlanır. Bu aynı zamanda hastanın kalsiyum alımını da destek olur. Buğday, mısır, yulaf, pirinç gibi tahıllar  ve  fasulye, mercimek, bezelye gibi baklagiller günlük beslenmeye   çokça eklenmelidir.

C vitaminin  demir emilimini artırdığı biliniyor dolayısıyla yemek sırasında veya yemekten hemen sonra C vitamini bakımından  zengin meyve ve sebze (özellikle narenciye, domates, maydonoz, pırasa, dereotu, karnabahar, dolmalık biber) tüketmemeye dikkat etmek gerekiyor. Ancak antioksidan özelliğinden  yararlanabilmek  için mutlaka öğün aralarında  yeterince tüketilebilir.

Vücutta oluşabilecek hücre hasarını azaltma üzerindeki etkisi nedeniyle, E vitamini içeren şeftali ve kuşkonmaz , lahana, hayvansal yağ, ayçiçeği yağı, zeytin, mısır, yer fıstığı, fındık, badem ve ceviz gibi besinlerin düzenli tüketimi sağlığınızın korunmasında destek olur.

Şifa ile kalın…