Kitab-ı Kerim’e göre oruç ümmetler arası bir ibadet yarışıdır, o halde başarmak gerek.

Medine’ye hicret ile birlikte hayat, vahyin kılavuzluğunda gelişmeye devam eder. Artık on sekiz ay olmuştur. Hicri takvimin 8. ayı olan Şâban ayında, Bakara sûresinin 183. ayeti iner.

Ey iman edenler! Oruç sizden önceki ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.”

Oruçla korunmak gerek. Orucun dini, ahlaki, sosyal, ekonomik, pedagojik, sağlık yönünden birçok yararları bulunmaktadır. Elbet bunlar orucun primleridir. Oruç korktuklarımızdan korur bizi. Biz orucu bütün bunlarla birlikte Allah’ın emri olması dolayısıyla tutarız. Çünkü rabbimiz; “Sizden kim ramazan ayına ulaşırsa onda oruç tutsun.” Buyurmuştur.  

Oruçlarımız bizi kulluğunda tutsun, kıldığımız namazlarımız bizi hakiki müminlerden kılsın. Okuduğumuz kitap bizi yüceltsin. Verdiklerimiz bizi katında değerlilerden eylesin.

Oruç günahlarımıza da kefarettir.

Ebû Hüreyre’nin rivayet ettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

Beş vakit namaz kendi arasındaki, Cuma namazı da diğer cumaya dek, Ramazan ayı ise diğer ramazana değin büyük günahlardan kaçınıldığı sürece aralarında işlenen küçük günahların bağışlanmasına vesiledir.  (Müslim, Taharet, 16)

Hadisimizi sadece geçmişte işlenmiş günahların kefareti olarak anlamak değil, aynı zamanda Ramazan’ın verdiği bilinç ile bir sonraki Ramazan’a kadar açılmış olan bu beyaz sayfayı temiz tutma gayreti olarak anlamak sağlıklı olacaktır.

Ramazan, tevhidin kadim ibadetlerinden biri olan oruç ibadetiyle arzu ve ihtiraslarımızı teskin ve ruhumuzu terbiye ettiğimiz, bereketli bir şifa mevsimidir. Oruç, bir şifa vasıtasıdır. Nitekim “Oruç tutun, sıhhat bulun.” buyurularak orucun bu yönüne işaret edilmiştir.

Ayrıca Peygamber Efendimiz, bir taraftan “Oruç, sabrın yarısıdır.” ( Tirmizi, Deavat, 86.) hadis-i şerifiyle orucun arzularımıza karşı bir irade eğitimi olduğuna ve nefsimizin dünyevi isteklerine karşı koyma hususunda mukavemet sağladığına işaret etmiştir.

Diğer taraftan “Her şeyin bir zekâtı vardır; bedenin zekâtı da oruçtur.” (Ebu Davut, Zekât, 32.) hadisi şerifiyle de orucun bedenimiz için bir arınma vesilesi olduğunu belirtmiştir. Zira nasıl ki zekât, malın temizlenmesini, bereketlenmesini ve korunmasını sağlıyorsa aynı şekilde oruç da bedenin hastalıklardan arınmasına, sıhhate ve selamete erişmesine bir vesiledir. Bugün, orucun sindirim sistemi üzerindeki olumlu ve hatta iyileştirici etkisiyle beden ve ruh sağlığı bakımından insana sağladığı faydalar, hekimlerimizce müsellem bir hakikattir.

Esasen oruç, sadece midemiz ve yeme içme arzularımız üzerinde bir kontrol sağlamayı değil bütün azalarımıza sahip olmayı öğretir. Peygamber Efendimiz, orucu, olumsuzluklardan ve kötülüklerden koruyan bir kalkana benzetir. Bu yönüyle oruç yalan, gıybet, kötü söz ve kavga gibi fıtratı tahrip eden şeylere karşı insanın imanını ve istikametini muhafaza eder.

Nitekim Allah Resulü (s.a.s.), oruçluyu bu tür kötülüklere karşı uyanık olmaya davet eder. Hatta kendisine çirkin bir söz söylenmesi ya da sataşılması durumunda “Ben oruçluyum.” diyerek cevap vermesini emreder. Bu hassasiyeti taşımayanlar için de Allah Resulü (s.a.s.) şu uyarıyı yapar: “Nice oruç tutanlar vardır ki orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz. Geceleri nice namaz kılanlar vardır ki namazlarından kendilerine kalan yalnız uykusuzluktur.” (İbn Mace, Sıyam, 21.)

HZ. PEYGAMBER ÜMMETİNİ RAMAZANA NASIL HAZIRLARDI?

Sevgili Peygamberimiz, Ramazan öncesinde yaptığı sohbetlerle, ashabının zihin ve gönül dünyalarını bu mübarek aya hazırlardı.

Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Mübarek Ramazan ayı size geldi. Yüce Allah bu ayda size oruç tutmayı farz kıldı. Bu ayda sennetin kapıları açılır, cehennem kapıları ise kapanır ve şeytanların azgınları bağlanır. Bu ayda öyle bir gece vardır ki, bin aydan daha hayırlıdır. Bu gecenin hayrından mahrum kalan bin ayın hayrından mahrum kalmış gibidir.” (Nesâî, Sıyâm, 5)

“Ramazan ayının ilk gecesi olunca, şeytanlar ve azgın cinler zincire vurulur, cehennem kapıları kapatılır ve hiçbiri açılmaz. Cennetin kapıları açılır ve hiçbiri kapanmaz. Sonra bir (melek) şöyle seslenir': Ey hayır dileyen, ibadet ve kulluğa gel! Ey şer isteyen günahlarından vazgeç! Allah’ın bu ayda ateşten azat ettiği nice kimseler vardır ve bu Ramazan boyunca her gece böyledir.” (Tirmizi, Savm, 1)

Hadisi şeriflerde mecazî mâ­nâlar da kastedilmiş olabilir: Bu takdirde hadîs-i şerif Ramazan'da sevap ve affın çokluğuna, şeytanların ezâ ve iğvâların azaldığına bir işaret vardır. Yine hayra teşvik söz konusudur.

Ramazan ayında oruç tutanlarla ilgili Allah’ın elçisi; Kim Ramazan orucunu inanarak ve mükâfatını ancak Allah'tan umarak tutarsa, onun geçmiş (küçük) günâhları mağfiret olunur" buyurmuş­tur. (Buhâri, Savm, 6)

Maddi yönümüz kadar mana dünyamız için de şifa kaynağı olan ramazan ayı, hayatı anlam ve amacından uzaklaştıran anlayışlara karşı güçlü bir varoluş bilinci inşa eder. Müminin anlam dünyasını adalet, merhamet, muhabbet, tefekkür, ihsan, ikram, sabır, metanet, şükür ve tövbe gibi ulvi değerlerle donatır. Ruhsal iyilik ve esenliğin, en az bedensel sağlık kadar önemli olduğunu hatırlatır. Oruçla birlikte inananların gönül dünyasında kibir, enaniyet, hırs gibi menfi duyguların yerini tevazu, samimiyet ve kanaat gibi erdemler alır. İyi olmayı ve iyilik yapmayı müminin karakterine nakşeder. Müminin hayır ve hasenatla mahzun ve mahrum gönüllere yaklaşma çabası, hakikatte onu kalbindeki güzelliklere ve rabbine yaklaştırır.