8 yıl önce yanı başımızda, Soma'da yaşamıştık aynı acıyı. 301 madencimizi şehit vermiştik. Şimdi Bartın'da, bu kez 42 madencimizi kaybettik. Tarifsiz bir acı, tarifsiz bir hüzün...

Her felaket sonrası yaşanan tartışmalar adeta suya yazılan yazılar gibi! Yok olup gidiyor kısa süre sonra... Soma'dan sonra günlerce, haftalarca konuşulmuştu maden ocaklarının durumu. Meclis'te bir araştırma komisyonu kurulmuştu, yeni yasal düzenlemeler yapılmıştı; sıkı kurallar getirilmişti maden ocakları için...

Peki ne oldu sonuçta? Hepsi unutulmuş olmalı ki, benzer şekilde onlarca insanın hayatını kaybettiği felaketler yaşamaya devam ediyoruz.

Daha önce de duyduğum, son felaket sonrası yine dillendirilen 'Avrupada son ölümlü maden kazası 1946 yılında yaşandı' iddiası doğruysa eğer, yaşadığımız bu sorun gerçekten çok vahim. İddiaya göre ülkemizde sadece son 20 yılda 1983 kişi maden kazalarında hayatını kaybetmiş! Bu rakamlar doğruysa hangi çağda yaşıyoruz biz?

Germinal adlı romanı birçok kişi okumuştur, en azından adını duymuştur. 1860'lı yıllarda Fransa'daki bir kömür ocağı ve çevresinde yaşananları konu edinir. O günün dünyasında madenlerde ölüm sıradandır ve madencinin hayatı ölümle yaşam arasında ince bir çizgidedir.

Her maden kazası haberi okuduğumda aklıma o romanda yaşananlar gelir. Avrupadaki madenlerde 160 yıl önce yaşanan olayların benzerlerini bugün yaşamak çok ağrıma gider. 'Bu acılar bizim kaderimiz olmamalı' diye düşünürüm...

Madenlerde medeni dünya standartlarına ulaşsak ve hiçbir canımızı yitirmesek; o durum bizim 'kaderimiz' olsa! Ne güzel olur...

Her benzer felaket sonrası ortaya atılan suçlamalar ve yapılan savunmalar, olumlu bir sonuca katkı sunmadığı sürece kuru gürültüden ibaret oluyor.

Bu millet artık kuru gürültülerden bıktı. Herkesin bulunduğu yer ve pozisyonda laf değil, iş üretmesi gerekiyor artık. Değilse teker teker, bazen onar onar can veriyoruz ihmaller ve yanlışlar nedeniyle...