Bugün sadece gülümseyip şükredelim. İyiliği Rabbimizden (c.c.) bilerek şükredelim. Şükür nimeti artırıyor ya, insandaki güzellikler için de şükrettiğimizde, o nimet artacak demektir. 

Bugün kimseyi eleştirmeyelim. Sadece olumlu yönlerini görelim. Bakalım biz eleştirmeyince kıyamet kopuyor mu? Telâfi edilemez hatalar mı işleniyor? Biz uyarmayınca insanlar hep yanlışa gidiyor da biz mi onları bundan koruyoruz? Bize herkesin eksiğini bulma görevini kim verdi? İnsan tabiatı takdir edildikçe daha iyi olma isteği duyarken, insanı kötü hissettiren yıkıcı eleştiri de daha kötü hissettirirken, neden kötüleştiren bir dili tercih ediyoruz? Bu kendi içimizde kendimizle kavgalı olduğumuzdan dolayı olabilir mi? Kendimize değer vermediğimiz için karşımızdakine de değer vermediğimiz için olabilir mi? Üstelik, yanlış ve hata, ne kadar dikkat edersek edelim, beşer olmamızdan kaynaklı kaçamayacağımız bir gerçeğimiz iken, bunu neden görmezden geliriz ve daha da acısı, “Sen işe yaramazsın” mesajı veririz? “Gönül bir okyanus, dil ise kıyıdır.” der, Mevlâna. Öyle olunca, dışarı çıkanlar, içinizdekilerdir diyebiliriz. O zaman ilk işimiz içimizdekileri daha iyileri ile değiştirmek olmalı. Bu konuda Rabbimiz de (c.c.) “Gerçek şu ki, insanlar kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe, Allah (c.c.) onların durumlarını değiştirmez” buyuruyor. O zaman tebessüm ve şükür ile önce içimizi aydınlatıp ne taşıdığımız görelim. Sonra da kavlî ve fiilî dua ile temizliğe başlayalım.

Bugün gülümsemeyi merkeze alalım ve şükretmeyi. Bugün kendimize bir iyilik yapalım ve bunlarla başlayalım.