Biz bizden evvelkilerin ekip biçtiğiyiz, bizden sonrakilerde bizim gayretimizin semeresi olacaktır.

Çocuk, anne babaya yüce Allah tarafından bahşedilmiş en değerli armağandır. Çocuk, ebeveyn için büyük bir nimet olduğu kadar aynı zamanda kıymetli bir emanettir. Dünya hayatında gurur ve övgü vesilesi olabildiği gibi utanç kaynağı da olabilmektedir. Ahiret hayatı için sadaka-ı cariye olarak sevap ve huzur vesilesi olurken bazen de azaba vesile olabilmektedir.

Çocuk: geleceğin kendi üzerine kurulu olduğu insandır.

Hayat yolculuğunda insana verilen her nimet ve imkân hesap konusu olacaktır.  Çok katmanlı bir insani varlık planı söz konusudur. Önce evlat, sonra ana, baba, daha sonra dede nine olur insan. Her birinden hesaba çekilecektir. Hesap konusu olacak nimetlerden en önemlisi de çocuktur.

~ ~ ~
     “Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.” (Enfâl, 8.28)

Çocuğun varlığı ve yokluğu imtihan olduğu gibi yetiştirilmesi hususu da imtihan alanımıza girmektedir.


~ ~ ~
Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) Allah'ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir.” (Şura, 42.49)

“Yahut o çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir, dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir, hakkıyla gücü yetendir.” (Şura, 42.50)

İnsanın kız, erkek veya ikiz çocuklarının olması takdir-i ilahidir. Hangi faktörden kaynaklanırsa kaynaklansın, erkek ya da kadının çocuğunun olmama durumu da aynı şekilde takdir-i ilahidir. Tedavi amaçlı meşru müdahaleler mümkündür ve bunlar da yine takdir-i ilahi çerçevesinde netice verecektir.

Bu açıdan, çocukların bedenen ve ruhen sağlıklı bir şekilde, zamanın ihtiyaçlarına göre yetiştirilip güzel ahlak ile terbiye edilmeleri, söz konusu emanete karşı en temel sorumluluktur.

Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen peygamberlerden önemli bir kısmı çocuklarıyla imtihan edilmişlerdir.

Hz. Âdem ile Hz. Havva, ilk kanı döken ve ilk şehit olan çocuklarının acısını yaşamıştır.

Nuh’un (a.s.) oğluyla imtihanı tarih boyunca benzer bir imtihana tabi tutulan binlerce-milyonlarca babaya teselli kaynağı olmuştur.

Yakup (a.s.) Yusuf’una sevgisini bastıramamış/gizleyememiş ve yıllarca ondan ayrı kalmakla imtihan edilmişti. Haset ve hırslarının esiri olan diğer çocuklarının kardeşlerini öldürmeye teşebbüs etmeleri bir başka imtihanıydı.

Peygamberler arasında çocuğuyla imtihanı en çetinini yaşayan Hz. İbrahim’di (a.s.). Yaşlılık çağına kadar çocuktan mahrum kalmış; yaşlılık çağında kendisine ikram edilen küçük oğlunu kurban etmesi emredilmişti.

İbrahim oğlunu kurban etmekle imtihan edilmeden önce ondan ayrılmakla da sınanmıştı.

Bugün, varlıklarıyla imtihan olduğumuz çocuklarımız, hız ve hazlarının esiri olup Allah’a kullukta özgürlüğü tadamazlarsa; Yaratıcıdan, kitaptan, peygamberden mahrum kalıp imanın lezzetine varamazlarsa; çocukla imtihanımız nasıl neticelenir? En kıymetli emanetlere Rabbimizi tanıtarak, Resûlü’nü sevdirerek, kitabını öğreterek emanete sahip çıkmak en önemli gayelerimizden olmalıdır.

Tabiat boşluğu sevmez. Sizin boş bıraktığınız gönlü başkaları doldurur ve siz hiç farkına varmadan dinden çıkmış bir evlât anne babası olabilirsiniz.

~ ~ ~
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah'ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrim, 66.6)

Ayetimiz çocuğun dünyaya gözlerini açmasıyla birlikte dindar bir anne babanın aklından çıkarmaması gerekenlerin başında gelmelidir. Görüldüğü üzere anne baba olmak, bize kendimizin yanı sıra çocuğumuzu da koruma yükümlülüğünü getirmektedir. Bir insanın kendini düzeltmeden, dünyaya gözlerini açar açmaz yıllarca yakın plan kendini gözlemleyecek olan çocuğunu ya da çocuklarını düzeltmesini düşünmenin anlamsızlığı açıktır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) “İşe kendinden başla…” (Müslim, Zekât, 41) diye muhataplarını uyarmıştır.

Hz. Ömer: Ey Allah'ın Resûlü! Kendimizi koruruz fakat ailemizi nasıl koruyabiliriz? diye sordu. Peygamberimiz: Allah'ın sizi yasakladığı şeylerden onları sakındırırsınız ve Allah'ın size emrettiği şeyleri onlara emredersiniz. İşte bu, onları korumak demektir.

Çocuğun din eğitimi denilince ailelerin aklına ilk olarak Kur’an okumayı öğrenme, namaza, oruca başlatıp alıştırma gibi ibadet boyutuna yönelik uygulamalar gelse de din eğitimini bu gibi ibadetlerle sınırlamamız doğru olmaz. Öncelikle çocuğa verdiğimiz her eğitimin din eğitiminin bir parçası olduğu bilinciyle hareket etmemiz gerekmektedir. Bu eğitimde ilk sırayı ahlak eğitimi yani çocuğumuzun iyi bir insan olabilmesi için yönlendirilmesi almaktadır. İslam âlimlerinden İbn Sina (ö. 1037), çocuk “sütten kesilir kesilmez” ahlak eğitimine başlanması gerektiğini savunur. Bu da yaklaşık olarak 2 yaşında ahlak eğitimine başlanması anlamına gelmektedir.

Anne ve baba iyi evlat yetiştirme konusunda mutlaka hemfikir olmalıdır. Çocuk yetiştirme kabiliyeti olmayan olsa da sorumluluk yüklenmeyen bir anne ve onların hiçbir problemiyle meşgul olmayan bir babanın vesayetindeki çocuklar anne babaları olsa bile yetimdirler.

Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Her doğan fıtrat üzerine doğar" "Çocuğu anne ve babası Yahudileştirir veya Hıristiyanlaştırır veya Mecusileştirir. Tıpkı hayvanın doğurunca, azaları tam olarak yavru doğurması gibi. Siz onda bir eksiklik görüyor musunuz?  (Buhârî, Cenâiz 80 ,  II, 97-98) buyurur.

Bu hadis-i şerif, anne babanın ve sosyal çevrenin, insanların inanç ve düşünceleri üzerindeki etkisini anlatmaktadır. Hadisimiz her çocuğun ruhunun derinliklerinde ilahi gerçeğin izi bulunduğunu ifade etmektedir.

Bu durum, çocuğa hakikatin bilgisi güzelce anlatıldığında onun ruhunun vahyi almaya hazır olduğunu ifade eder.

FITRAT: Allah tarafından verilen kapasite, potansiyel ve özelliklerdir. Her varlık canlı veya cansız “kendi özünde var olanı” açığa çıkarmak için yaratılmıştır. Fıtrat insana yapabileceğinin en iyisini yapabilmek için verilen bir potansiyeldir. Bir elma çekirdeğinin özünde var olan şey mükemmel bir ağaç olma istidadıdır.

Fıtratımızda kaliteli insan olmak vardır. Gerçekleştirmek için yaratıldık. Bu da iyi bir biçimde kullukla mümkündür. Kendini gerçekleştirememe durumu kişiye şu ya da bu derecede “bunalım, stres, kaygı, psikolojik bozukluk” olarak döner.

Şair diyor ya “Biz büyüdük ve kirlendi dünya.” Biz büyürken bir sürü kötülükleri öğreniyoruz aslında. Tertemiz bir fıtrat üzerine doğan çocuk insanlarla karşılaştıkça, hayatın hilelerini öğrendikçe yavaş yavaş kirleniyor. Pür dürüstlük olan bir bünye yer yer, ölçü ölçü hilebazlığı da bünyesine katmış oluyor.