Değerli Okurlarım!

Bu hafta hasbihalimize özellikle çocuk terbiyesi hususunda ön plana çıkan bir hadis-i şerif ile başlayalım:

İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Hepiniz çobansınız/yöneticisiniz ve yönetiminiz alındakilerden sorumlusunuz. İmam/Devlet Başkanı yöneticidir ve halkından mes'ûldür. Erkek ailesinde yöneticidir ve ailesinden mes'uldür. Kadın, kocasının evinde yöneticidir, o da alanından mes'ûldür. Hizmetçi, efendisinin malından sorumludur ve bu konuda mes'ûldür." (Buhârî, Ahkâm 1)

Çoban kurda kaptırdığı koyunundan nasıl mesulse, çocuklarını çağın kirliliklerine kaptıran anne babalarda sorumlu olacaktır.

Kur’an-ı Kerim’de: “Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır.” Buyurulur.  (Kehf, 18/46)

Yine Al-i İmran 14. Ayet-i kerimesinde “İnsanlara kadınlar, oğullar, altın ve gümüşten istiflenmiş yığın (servet)’lar hoşa gidecek tarzda gösterildi. Fakat bunlar dünya hayatının geçici metaıdır. Halbuki gerçek güzellik Allah katındadır.” Buyurulur.

Ayette Cenab-ı Hak evlat sevgisinin doğuştan, fıtri bir duygu olduğunu vurgulamaktadır. Allah bize yuva kurma, çocuk sahibi olma, mülk edinmeyi sevdirmiştir. Bu sevgi dünya hayatının devamının da dayanağıdır.

Bu sevgi olmasaydı kimse kimseye tahammül edemezdi. Zaman zaman elimizde yüklerle eve dönerken herhalde düşünmüşüzdür: “Yahu ben bundan ne kadar yararlanacağım?

Belki de hiç düşünmeden kan ter içinde koştururuz da yorgun düşeriz, iflahımız kesilir. Ama evlatlarımızın karınların doymuş olması bizleri mutlu eder.

Aynı şekilde onların yüreklerini de doyurmak bizim görevimizdir. Bu hususta bilinçli bir şekilde hareket edersek, Allah’ın hoşnutluğunu kazanırız. Çünkü hadis-i şerifte buyurulduğu gibi;

"İnsan ölünce üç şey hariç ameli kesilir: Sadaka-i cariye (bırakan), veya istifade edilen bir ilim (bırakan) veya kendine dua edecek salih evlat (bırakan)."(Müslim, Vasıyyet, 14)

Topluma bırakacağımız en güzel miras, arkamızdan içtenlikle dua edecek tek varlık, aile bahçemizin gülleri durumundaki çocuklarımızdır. Hiçbir ana-baba bu güllerin solmasını istemez. Dünyada solmasını istemediğimiz güllerimizin ahirette de solmaması için özen göstermeliyiz.

Vefatımızdan sonra sevabımızı veya günahımızı artırmaya devam edecek bir varlığı doğru yetiştirmeye özen göstermeliyiz.

Çocukların ellerinden tutmak, onları geleceğe hazırlamak en önemli hedeflerimizden biri olmalıdır. Çocuklarına sahip çıkmayan, onları ihmal eden milletler bunun acısını çok acı bir şekilde hissederler.

Bu acıyı tatmamak ve çocuklarının istikamet üzere yaşamaları için her mümin çaba sarf etmelidir.

Bu noktadaki en büyük örneğimiz ise bizleri yüce dinimiz İslam’ın evrensel hakikatleriyle buluşturan Allah Resûlü’dür.

Bu sebeple, Hz. Peygamber’in bir eğitimci olarak çocuklara yaklaşımını, onlarla kurduğu ilişkinin şekil ve niteliklerini doğru bir şekilde tespit etmek, onun bu konudaki tavır ve davranışlarının arka planındaki temel prensipleri kavramak ve çocuklarımızı bu doğrultuda yetiştirmek hepimizin en öncelikli görevidir.

Nitekim Peygamber Efendimiz, bu sorumlulukla çocukları hayata hazırlama noktasında büyük bir önem ve özveri gösteren ebeveynleri methetmiş:

 “Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir bağışta bulunmuş olamaz.” (Tirmizi, Birr, 33) buyurarak ebeveynlerin en önemli sorumluluklarına işaret etmiştir.

Bu hadis-i şerifte, aynı zamanda, çocukların insani değer ve davranışları aile içerisinde görerek öğrendikleri gerçeğine de vurgu yapılmaktadır.

İnsan yetiştirme sanatının usta sanatkârı Kutlu Nebi, yalnızca kendi çocuklarının ve torunlarının değil, ulaşabildiği hemen her çocuğun hayatına bir şekilde dokunmuş, onların eğitimine katkıda bulunmuş ve daha sonra özlemle hatırlayacakları anılarını şekillendirmiştir.

Kutlu elçi, içimizden gönderilmiş bir peygamber olarak ümmetine yüce kitabın ifadesiyle üsve-i hasene olmanın gereğini yerine getirmiş, her alanda olduğu gibi aile içinde bir eş, bir baba olarak da eşsiz örneklikler ortaya koymuştur.

Onun baba, dede ve ümmetin peygamberi olarak çocuklarla iletişimine bakılınca görülen; bir taraftan imrenilesi bir sadelik ve doğallık, diğer taraftan da çağların ötesine uzanan hikmet ve derinliktir.

Onun tüm insanlarla ilişkisinde çabucak hissedilen sevgi ve merhameti çocuklarla ilişkisinde de en baskın renktir.

O, çocuk eğitiminde sevgi ve merhametle yoğrulmuş, bilgiye dayalı, ahlak temelli ve ikna esaslı bir eğitim anlayışını benimsemiştir.

Çocukları bir yetişkin gibi değerli görüp her birinin hayatına dokunmaya özen göstermiş, çocuklara hak ettikleri sevgiyi göstermekte cimri davranmamıştır.