Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, tarihin en  önemli var oluş mücadelelerinden biri olan Kurtuluş Savaşımız'ın taçlandırılmasıdır.

Tam 99  yıl önce yaşanan bu büyük coşku, yıllarca süren savaşların, acıların, yoklukların sonunda gelmişti. Artık Türk milleti kendi kendini yönetecek, kendi hikayesini yazacaktı...

Dile kolay; yıllarca süren Balkan Harbi, sonrasında başlayan 1. Dünya Savaşı, bu süreçte tarihe bir destan olarak geçen Çanakkale Savaşı ve birçok cephede verilen büyük mücadeleler... Yaklaşık 10 yıllık süreçte on binlerce şehit, yüzbinlerce gazi...

Çok eski tarihlerden bahsetmiyoruz; dedelerimizin dedeleriydi bu topraklar için toprağa düşmüş askerler... Ninelerimizin nineleriydi cephanelere kağnılarla mermi taşıyan kadınlar...

Dedelerimiz ve ninelerimiz, büyüklerinden kimi zaman acılar, kimi zaman zaferlerle dolu hikayelerle büyüdü. Bizler ise daha çok tarih kitaplarından öğrendik yaşananları. Şimdiki nesil maalesef eskisi kadar okumuyor da, bir kısmı dijital platformlardan öğrenmeye çalışıyor bazı şeyleri...

Yaşanan acıların eskisi gibi hissedilmesini bekleyemeyiz. Çünkü her türlü konfor içinde doğup büyüyen nesillere 100 yıl öncenin şartlarını, yaşananları anlatsak bile algılatamayız...

Ama her şeye rağmen gençlerin ilgi alanları dikkate alınarak Cumhuriyet'in ne derece değerli olduğununu doğru kanallarla onlara anlatmak her anne baba, her öğretmen ve yönetici için büyük bir görev.

Bir başka görev ise Cumhuriyet'i demokrasi ile, adalet ile, refah ile yüceltmek ve muasır medeniyetler düzeyine çıkarmak.

Atatürk 100 yıl önce "Öğretmenler! Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister!" demişti. Eğer bu vasiyet yerine getirilebilse, Cumhuriyet'imiz 2. yüzyılı çok daha parlak olacaktır...