Sizin oraları bilmem ama İstanbul son bir haftadır hüzünlü. Bir naz bir niyaz bir gözyaşım aktı akacak havalarında hiç sormayın.

Eylül geldi hazan mevsimi. Birçok kişi hüzünlenir bu ayda. Sevmeyeni de vardır. Kimi dökülen yaprakları bahane edip yitip giden ömrüne ağlar. Kimi yağan yağmuru bahane edip kaybettiklerine. Kimi de yüzüne vuran rüzgarla kendine gelir. Nemli toprak kokusuyla arınır.

Ben severim eylülleri. Eylül demek tarhana mevsimi geldi demek benim için. Hazanda hergün içsem bıkmam. Düşünsenize eylül ortası. İşten eve gelmişsin. Hava kapalı ha yağdı ha yağacak. Üzerini değiştirip kan şekerinle mücadele ediyorsun. Gözün tencerede, tarhanaları nohutu attın içine o kaynaya dursun. Sende bakır tavanda tereyağına nane yakıyorsun. O koku bırakır mı seni alıp götürür memlekete. O yağ yanarken sen bir Ayrancı, bir cumhuriyet caddesi, bir meteoroloji sokak, birde yeşil camiinin uzun sokağa gider gelirsin. Tabi bir gözler dolar. Sakın demeyin bana bir çorba bunları yapar mı diye? Bir bilseniz benim gibi anılarıyla yaşayan insana daha neler yapar.

Tarhana öyle her tabakta da içilmez. İnce olmalı camı çabuk soğutmamalı. Son kaşığa kadar sıcacık olmalı. Ha birde yanında kuru soğan olmalı. Hayatındada o kuru soğanın cücüğünü sana uzatacak pos bıyıklın.

Niye bu kadar anlamlı tarhana benim için bilmiyorum. Geriye bakıp düşündüğümde; Orta okuldaydım. Çok yağmurlu bir günde sırılsıklam eve gelmiştim. Evde mis gibi bir koku vardı. Hemen üzerimi değiştirip mutfağa geldim. Ne kokuyor diye sordum babam darhane dedi, annem ocağın başında. Sonra dedi ki: Neden darhane diyorlar biliyor musun? Bilmiyorum dedim. (Bizim yöremizde tarhana katık (süzme yoğurt) ve yarmayla yapılır.) Çünkü eskiden yokluk varmış. En kolay ulaşılabilen gıdalar süt ve tahıl olduğu için her evin mutfağında tarhana olurmuş. Yokluk yemeği olarak bilinirmiş. Günümüzde her yörede tarifi farklı olsa da. Yöre insanları genelde bu söylemlerle anlatır tarhanayı. Elde ne varsa katıp karıştırılıp şifa niyetine hem hane halkının sofralarına hem misafir sofralarına taç olmuş zamanla. Zengin fakir sofrası dememiş her evin kapısından içeri girmiş. Belki de ben bu yüzden yakıştırıyorum hazana. Belki de gurbetimi vuslat ediyor o yüzden bu denli düşkünlüğüm…

Sağlıcakla kalın.