Manisa dünyanın en önemli üzüm merkezlerinden biri. Türkiye'de Manisa denince akla üzüm gelir, dünyanın farklı yerlerinde sofralara konan çekirdeksiz üzümün önemli bir bölümü de Manisa'da yetişir...

Gediz Havzasının bereketli toprakları, binlerce yıldır en temel besinlerden biri olan üzümün en güzelini sunuyor insanlığa. Lidyalılardan günümüze kadar bu bölgede medeniyet kuran her millet, başta üzüm olmak üzere bu toprakların bereketinden istifade edegelmiş.

Cumhuriyet döneminde daha da yoğunlaşan üzüm üretimi, bugün Manisa'da yaklaşık 1 milyon dekar alanda yapılıyor. 50 binden fazla aile geçimini üzümden sağlıyor. Sofralık ve kuru üzümden her yıl 500 milyon dolar civarında bir döviz girdisi elde ediliyor...

Manisa için böylesine önemli bir ürünün değerini bilmeli ve bunu gelecekte daha da değerli hale getirmenin yollarını aramalıyız. İşte bu değeri bilme adına, neredeyse Cumhuriyetle yaşıt olan Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü bu günlerde 10. Türkiye Bağcılık ve Teknolojileri Sempozyumu'na ev sahipliği yapıyor. Manisa için muazzam öneme sahip bilimsel bir toplantı.

Sempozyumda üniversiteler, araştırma enstitüleri, yayım birimleri ile bağcılık sektörü arasındaki mevcut işbirliğinin geliştirilmesi, bilimsel çalışmaların, bilgi ve tecrübelerin paylaşılması, bağcılığın geleceğinin tartışılması ve disiplinler arası işbirliklerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor.

Bağcılık alanında güncel sorunlara bilimsel ve teknolojik ilerlemeler ışığında çözüm önerilerinin sunulduğu sempozyumdan çıkarılacak sonuçlar Manisa başta olmak üzere bağcılıkla uğraşan tüm illerin ekonomisine katkı sağlayacak.

Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü Müdürü ve Sempozyum Başkanı Akay Ünal'ın açış konuşmasında önemli mesajları oldu. “Milli koleksiyon parsellerimizde bin 500 adete yakın üzüm çeşidimiz muhafaza altındadır. Yeni çeşit geliştirme çalışmalarımız da sürmektedir. Manisa da, Bağcılık Araştırma Enstitümüz arazilerinde 13 bin adet melez fert üzerinde yeni çeşitler geliştirmeye çalışıyoruz" dedi.

Enstitü  tarafından son 10 yılda 12 adet üzüm çeşidinin tescil edildiğini anlatan Ünal, üzümün katma değerini artırmak için de çeşitli çalışmaların yapıldığını belirtti ve “Mevcutta işlediğimiz pekmez, üzüm suyu, koruk suyu, koruk şerbeti gibi geleneksel ve alternatif gıdalar dışında inovatif ürünler ile de üzümün katma değerini daha da artırmayı bu merkez sayesinde başarmayı hedefliyoruz" diyerek bence en önemli şeye dikkat çekti.

Bu açıklamaların neden önemli olduğu, Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Ali Işık'ın ifadeleriyle daha iyi anlaşılıyor: "Bilimsel ve teknik çalışma yapmadan kuru üzüm pazarındaki yerimizi korumamız sürdürülebilir bir şey değildir. Rakip ülkelerimiz var, onlar da bu rekabetin içine girip pazardan pay almaya çalışıyorlar. Avustralya 40 ila 50 bin ton ürün yapıyor. Az olmakla birlikte bize göre daha yüksek teknolojiye geçmiş bir ülke. Ve ihracat fiyatları aşağı yukarı bizden yüzde 50 daha yüksek. Şimdi bağ alanlarını gezdik, yere sermiyorlar, asma üzerinde kurutma yapıyorlar. Onun da ayrı bir teknolojisi var. İşte bu sempozyumlar, bu açıdan büyük önem taşıyor."

Gerçekten de bu sempozyumla bilimsel çalışma ve olayı bütünüyle birlikte görmenin, irdelemenin fırsatı yakalanıyor. Eğer bunu yapmazsak ve geleneksel yöntemlere mahkum kalırsak üzüm gibi stratejik bir üründe dünya piyasasında geri kalırız. Üzümü iyi üretemez ve iyi pazarlayamazsak, başta Manisalı olmak üzere ülkemizin tüm üzüm üreticilerinin ağzının tadı kaçar...