Unutulmuş hatta bir çoğu bilinmeyen Osmanlı’dan miras bir çok geleneğimiz var. Çoğunu unutmuş olsakta veya bilmesekte duyduğumuzda yürek ısıttıkları aşikar. Bunların geneline kültürel miras diyoruz. Bence örf ve adetlerimiz bu toprakların en kıymetli miraslarından. Tek Tanrı inancından Müslümanlığa geçiş dönemi ve sonrasında hem sosyal ilişkilerimiz hemde sosyal hayatımızı düzenleyen yazısız kurallar. Gelin hep beraber birkaçını hatırlayalım mı?

Ramazan aylarında maddi durumu iyi olan kişiler. Mensubu olmadıkları ve tanımadıkları mahallelere gidip. Bakkal ve manavların tuttuğu zimem (veresiye) defterinin başından, sonundan, ortasından rastgele birer kişi seçip borçlarını kapatıp ‘Allah kabul etsin deyip çıktıklarını,

Misafire kahveyle su ikram edip, misafir su içerse aç olduğunu kahve içerse tok olduğunu anladıklarını,

Evlerin pencerelerinin önünde sarı çiçek varsa o evde hasta olduğu anlamına geldiğini. O evin önünde ses hatta mümkünse sokağında ses yapılmaması gerektiğini. Kırmızı çiçek varsa evde evlilik çağına gelmiş genç kız olduğunu ve kapı önünden geçildiğinde argo ve küfürlü konuşulmaması gerektiğini,

Ramazan ayında misafir ağırlamaya büyük önem verildiğini. Bu yüzden ramazan ayı boyunca evlerin kapıları asla kapanmadığını. Ve bu kapılardan girmek için tanıdık olmaya gerek olmadığını, yabancılar ve ihtiyaç sahiplerinin o kapılardan rahatlıkla girip iftarlarını açtıklarını,

Kız istemeye gidildiğinde damat adayının namaz kılıp kılmadığını pantolonun dizinden anladıklarını,

Arife çiçeği diye bir söylem olduğunu ve bu söylemin bayramlıkları bayram öncesinde alınan çocukların sabırsızlanıp bayramdan önce giyip gezmelerinden dolayı onlara söylendiğini,

Dersaadette mahalle kahvesi olarak da bilinen mekanlarda o dönemin ileri gelenlerinin oturup, günümüz kahvelerinden farklı olarak ilim, tarih, edebiyat , şiir konuştuğunu,

63 yaşını geçmiş kimselerin yaşları sorulduğunda ‘haddi aştık’ diye cevap verdiklerini ve bu cevabın Peygamber efendimizin (sav) 63 yaşında vefat etmesinden sebep olduğunu,

Beylerin hanımlarına ayna hediye aldıklarını ve bunun anlamının sana senden değerli hediye veremem demek olduğunu,

Cuma namazına giderken hiçbir esnafın sarraflar dahil kapısına kilit vurmadığını,

Avlu kapısının üzerinde ay veya yıldız olan evlerin ahalisinde mutlaka hacca giden birinin olduğunu,

Eve gelen misafirin tekrar gelmesi için ayakkabıların sivri tarafının eve bakacak şekilde düzeltildiğini,

Mahallede cenaze olduğunda sırayla cenaze evine yemek yapıldığını,

         Avlu kapılarında iki tokmak olduğunu ince sesli vurulduğunda gelenin bayan olduğunun kalın sesli vurulduğunda gelenin erkek olduğunun anlaşıldığını

         Biliyor muydunuz?

Hey gidi günler dediğinizi duyar gibiyim. Evet zaman hızlı geçiyor ve değişen dünya düzeni bir çok konuda evrilmemize sebep oluyor. Bu bizi değiştirse de dönüştürmemeli.

Sağlıcakla kalın.