Yıllardır “batının ahlaksızlığı” almamak üzerine konuşur dururuz. Oysa yanlış iki dünya arasında yanlış giden bir şeylerin olduğu aşikar.

Belki de sorun bizim “ahlak” tanımlamamızdadır ve aslında “Batı'nın ahlaksızlığı” ahlaksızlık değildir.

Mizahı, gülmeyi, eğlenmeyi, açık fikirli olmayı, hoşgörülü olmayı, tabuları sorgulamayı, bağnazlığı reddedişi, inançları irdelemeyi ve hatta inançlar üzerinden hiciv üretebilmeyi, kuru inanışların gelişmenin önünde engel teşkil ediyor oluşu yönündeki batı düşüncesi bizim toplumumuzda ahlaksızlık olarak tanımlandı.
 Acaba işe batı'yı batı yapan düşünceleri anlamakla mı başlamalıydık? 

Çünkü gelinen noktada görünüyor ki pek çok alanda gelişme kat edilse dahi kafamızın içerisindeki bir yanlış inanış her şeyi tersine çevirebiliyor ve o beklenen seviyeye bir türlü ulaşamıyoruz. 
Gelişimi taklit eden ama gelişemeden şişen bir toplum haline geldik.

Meydanda ahlak bekçiliği yapıp kuytuda en yüksek perdeden ahlaksızlıkları yapan bir toplumun ahlak tanımlaması “açıkta yapılan hareketler ahlaksızdır” olarak tanımlandı. 
Aleni ve gizli durumlarda ahlak, insanımızda yeniden tanımlandı.
 Vicdan ve şahsiyet tamamen ortadan kalktı. Bu da yanında pek çok şahsiyet sorununu doğurdu. Riyakarlık, iki yüzlülük, linç kültürü, ahlak bekçiliği, tü kaka söylemi gibi kavramları geliştirdi. Kimse görmezken takınılan vicdani bir duruştan ziyade aşikar ahlaki olanı taklit ederek “yaranma” eksenli bir karakter doğmasına sebep oldu.

Ahlak, batıda içsel vicdan süzgecinden geçerken, doğuda fiilin niteliği üzerinden yani olay süzgecinden geçirildi. Yani bir örnek vermek gerekirse; batı alkol almanın kendisini ahlaksızlık olarak saymayıp alkolün etkisiyle çevreye yahut kendine zarar vermeyi ahlaksızlık kalıbına soktu. Böylelikle alkol almak isteyen nefsini kendi belirlediği ahlak çerçevesinde terbiye etmiş oldu. En önemlisi ise inandığı gibi yaşamış oldu. Oysa biz neredeyse batı kadar alkol tüketip, yine aynı zamanda alkol almanın ne kadar ahlaksızca olduğunu söyleyerek sözde ahlaki bir duruş takındık ve tanınıyoruz. Halbuki en büyük ahlaksızlık, gizlide alkolü tüketip, meydanda alkol alanlara sövmek değil miydi? Peki ya oruç tutmayıp, ramazan ayında dükkan açan esnafı dövmek ahlaksızlık değil midir? Yoksa ahlaksızlık, oruç tutmayıp bunu olduğun gibi görünme inancına dayalı olarak rahatça belli edebilmek midir?

Ve hatta İslam da bunu telkin etmez mi? Riyakarlık, münafıklık islama göre en aşağılık mertebe değil midir? Velev ki Müslümanlık adına yapılıyor olsun, bu yine bizzat İslam fikrinin de karşı olduğu bir davranış değil midir?
 
Netice olarak, acaba sorun “ahlaksızlık” olarak tanımlayıp almayı reddettiğimiz düşünce tarzında mıydı?

Hedefleri şampiyonluğu zorlamak Hedefleri şampiyonluğu zorlamak

Batı olduğu gibi göründüğü için ahlaklı;
doğu göründüğü gibi olamadığı için ahlaksızdır belki de.

Selam ve sevgilerimle