Küresel anlamda işler pek iyi gitmiyor. Dünyanın her yerinde enflasyon var.
ABD Merkez Bankası geçtiğimiz günlerde son yarım asrın en yüksek faiz oranlarını açıkladı. Avrupalılar da hayatlarında görmedikleri enflasyonu gördü.
Yaşanan küresel krizi en az yaşayanlar doğal yeraltı zenginliklerine sahip olanlar. Yani petrol ve doğalgaz çıkaran ülkeler.
Ekonomisi gelişmiş ülkeler ise bu tür krizlerde vatandaşının enflasyondan en az şekilde etkilenmesi için kesenin ağzını açıyor, birçok maliyeti sübvanse ediyor.
Bir de bizim gibi hem doğal kaynakları yetersiz olan hem de ekonomisi çok gelişmemiş ülkeler var ki, uluslararası krizleri en ağır şekilde yaşıyor.
Yaklaşık 2 yıldır devam eden küresel sorunlar ve bazı iç etkenler, Türkiye'de enflasyon rakamlarını çeyrek asır öncesine çevirdi. Son resmi rakamlara göre yüzde 85, gayri resmi rakamlara göre ise yüzde 185 oranında yıllık enflasyon var.
Kısa süre öncesine kadar hem dövizin TL karşısında rekor üzerine rekor kırması, hem de uluslararası petrol fiyatlarının zirve yapması üreticimizin maliyetlerini çok artırdı.
Maalesef en temel konularda bile dışa bağımlı bir ülke halindeyiz ve birçok hammaddeyi ithal ediyoruz. Üretimin ve dağıtımın her aşamasında en önemli masraf kalemi olan akaryakıt ve doğal gazın da tamamına yakını dışarıdan geliyor.
Maliyetlerin artması nedeniyle özellikle kıda maddelerinin fiyatları son bir yılda yüzde 200 oranında arttı.
Gelelim son 6 aya...
Dolar 18'lerde sabitlendi, petrol fiyatlarında yeniden düşüşler yaşanıyor...
Yani az önce bahsettiğim maliyeti artıran en önemli iki unsurdan biri durdu, diğeri geriliyor. Bu durumda üreticinin de, nakliyecinin de, toptancının da, parakendecinin de maliyetlerinin azalması, en azından yerinde sayması gerekir.
Ortada böyle bir gerçek olmasına rağmen, son 6 ayda sanki dolar hergün yükseliyor ve petrole hergün zam geliyormuş gibi enflasyon devam ediyor.
Özellikle zincir marketlerde ve özellikle gıda fiyatlarında...
Yani her vatandaşın en temel ihtiyaç maddesi olan ürünlerdeki artışları kimse durduramıyor.
Son olarak süt ürünlerine yüzde 50'ye yakın zam yapıldı. Tereyağının kilosu 250, peynirin kilosu 200 TL'ye dayandı.
Peki kırmızı et tahammül eder mi peynirin kendisini geçmesine? O da fiyatını 200 TL'lere çıkardı. Tüm gıda ürünlerinde benzer artışlar var. İnsanlar marketlere gitmeye korkuyor...
Kendi adıma konuşayım; 
Paris'te yaşayan bir Fransız hafta sonu nasıl ki Louvre Müzesi'ne gidip ünlü eserleri geziyor, ben de aynen öyle bir üç harfli markete gidip gıda reyonunu, şarküteri reyonunu geziyorum.
Yani aslında bardağın dolu tarafından bakarsak, ben de tıpkı bir Fransız gibi gezdiğim yerdeki ürünlere dokunmuyorum, sadece bakıyorum! Hafta sonlarını bir Fransız gibi bakmakla yetindiğim, dokunamadığım paha biçilemez ürünleri izlemekle geçiriyorum! Sadece ben değil Türkiye'de yaşayan insanların çok büyük bölümü...
İşin artık mizahını yapar olduk! Acı ama gerçek...