Bugün biraz sinir bilim ( nörobilim) üzerine konuşmak istiyorum. Duygularımızın belleğimizle olan ilişkisini ile ilgili yaşamımız boyunca hepimizin  bilinçli ya da bilinç dışı, az veya çok ama  mutlaka deneyimlediğimiz durumlarla ilgili yeni kanıtlar sunacağım.

İnsan beyniyle yaşar: Beynimiz vücudumuzun orkestra şefi. Muhteşem bir mekanizma ile çalışıyor, beynin gizeminin henüz yüzde onu çözülmüş düşüncesinin de ne kadar doğru olduğu soru işareti. Beynimizde hareketlerimizi ve duygularımız kontrol edan alanlar var, bunların anatomik detaylarına girmeyeceğim. Ama son yılarda mutluluk, korku, endişe, haz, heyecan gibi her türlü olumlu ve olumsuz duyguyu kontrol eden beyin bölgesinin bellek bölgesi ile yakın ilişkisi, karşılıklı iletişim ağları özel çalışmalar ile gösterildi. Bizde olumsuz duygular yaratan olayları belleğimiz gizliyor ve genellikle bir ipucu olmadıkça hatırlamıyoruz. Bu da aslında bizi stresin olumsuz etkilerinden koruyan bir tür savunma mekanizması.

Post travmatik Stres Sendromu: Ancak bu savunma mekanizması her zaman işlemiyor. Savaşlar, ölümler, büyük kayıplar gibi kişilerin yaşamında derin izler bırakan olumsuz olayları ne yazık ki bellek çabuk unutmuyor. Böylesi durumlarda olayları unutmak yerine, duygu yoğunluğu fazla olduğu için en ufak bir hatırlatıcı ile o olayın yarattığı olumsuz duyguların yeniden yaşanmasına yol açıyor.

Duygular ve belleğin kontrolü hastalıkların tedavisinde işe yarar mı? Henüz kanıta dayalı tıp için daha çok çalışmaya ihtiyaç olsa da, diş hekimi korkusu olan geniş bir grupta yapılan telkin çalışması ile bu korkunun azaldığı gösterilmiş. Benzer şekilde kronik ağrısı olan gruplarda da telkinle ağrının daha az hissedildiği gösterilmiş. Yani duygular ile oynayarak belleği kandırmak mümkün olabiliyor.

Kalıtım, duygular, bellek ilişkisi : Duygularımız ve belleğimiz karşılıklı bir birini etkiliyor, bu kesin. İlginç olarak bellek ile duygularını yönetebilmenin kalıtımla da ilgili olduğu gösterilmiş.

Ancak bu karşılıklı ilişkileri anlamak o kadar da kolay değil. Bu yazıyı kanıta dayalı özel görüntüleme yöntemlerinin kullanıldığı çalışmalara, “hipnoz ve terapi “ ile uğraşan bilim insanlarının çalışmalarına dayanarak yazıyorum. Henüz bu tip alternatif tedavilerin de şimdilik sadece çalışmalar düzeyinde olduğunu, kanıta dayalı tedavi metodlarının arasında olmadığını, yardımcı yöntemler olduğunu  belirtmek zorudayım.

Duygularımız hastalıkların erken teşhisine ve tedavi yanıtına katkı  sağlayabilir mi ?

Özellikle Alzheimer, Parkinson ve otizm bozukluklarında benzer beyin bölgeleri etkilenir, bu bölgeler duygu ve bellek bölgeleridir. Fonksiyonel görüntüleme yöntemleri kullanılarak bu bölgelerdeki erken tutulum gösterilebilir. Hatta bu hastalıklara özel ilaç tedavilerinin söz konusu alanlarda olumlu değişikliklere yol açtığı yine benzer yöntemlerle kanıtlanmıştır.

Sonuç olarak duygularımızın gerçeklik algılarımızda çok önemli olduğu ve  duygularımızı yönetmeyi başarabilirsek iç ve dış stres faktörlerine karşın kendimizi daha iyi savunacağımız tartışılmaz. Belki de sağlık, duyguların doğru kontrolünden geçiyor?

Güzel yaşamak dileği ile..