-         İyi misiniz?

Ses yok.

-         İyi görünmüyorsunuz?

Ses yok.

-         Sizin için yapabileceğim bir şey var mı?

Ses yok.

-         Hanımefendi  neyiniz var?

-         Evli’yim.

-         Pardon! Anlamadım.

-         Evli’yim.

-         Anladım.

.

.

.

Sessizlik…

-         Böyle görünmenize sebep evliliğiniz mi?

-         Evet! (Sessizlik).  Evli’yim.

-         Burası çok soğuk sıcak bir yere geçelim ister misiniz? Rüzgarda esiyor. Üzerinizde de bir şey yok.

-         Yok evli’yim. Üzerimde ki ondan.

Nermin, genç kadının hayatında birşeylerin yolunda gitmediğini anlamıştı. Peşpeşe gelip duran otobüslerin hiçbirine binmedi. O da binmemişti. Şaşkın, yorgun bir hali vardı. Nereye gideceğini de bilmiyor gibiydi. Arada bir ağlıyor arada bir titriyordu. Sık sık uzaklara dalıp kafasını bir sağa bir sola çevirip yine ağlıyordu. Yılların tecrübesiyle Nermin kendi kendine; ‘ çok yorgun, korkmuşta’ dedi. O içinden söylediğini düşünmüştü ama titreyen kadın:

-         Çook. 10 yıldır dedi.

-         Efendim, anlamadım.

-         10 yıldır.

-         10 yıldır mı evlisiniz?

-         Yok; kırgınım, üzgünüm, yorgunum, yok sayılıyorum, özlüyorum, ağlıyorum,kızgınım 10 yıldır.

-         Anladım. Peki burada kimi bekliyorsunuz.

Döndü, genç kadın gözlerine baktı Nermin’in .

-         Bilmiyorum. Aslında evli’yim.

-         Aç mısınız?

-         Sevgiye mi? Yoksa huzura mı? Belki de hayata…

Gözü hep uzaklara dalıyordu. Nermin her sorudan sonra parça parça bölünüyordu.

-         Gel sıcak bir yere gidelim.

-         Sıcak bir yer mi? Yok yuvam yok ki.

Ah be! Sana ne oldu diye geçirdi içinden Nermin. Hadi bi kendine gel dedi.

-         Yakın mı evin buraya? Arayalım mı birilerini? Yağmur şiddetini artıyor, hava da kararıyor. Burada fazla kalamazsın.

-         Uzak. Evim kalbime çok uzak. Yok kimse yok. Evimde eşim ve benden başka herkes var… Yağsın içimi de evimide temizlesin… Kararıyor mu? Uyursam; geçer mi?

Ne demek istiyordu ki acaba.

-         Ne geçer mi?

Bu arada durak bir dolup bir boşalıyordu.

-         Yorgunluğum! Gözyaşlarım, kimsesizliğim.

-         Neden ?

-         Evde hep davetsiz misafirimiz oldu on senedir. O onu dedi. Bu bunu dedi. O onu beğenmedi. Bu bunu beğenmedi. O öyle yap dedi. Bu böyle yap dedi. O geldiye bu gittiye hizmet ettik hep. Eşim hala hizmet ediyor. Ben tükendim.

Nermin içine içine hıçkırarak ağlamaya başladı. Söyledikleri ne kadar da tanıdıktı. İkisi de daldı çok uzaklara. Bir süre sadece sessizlikleri konuştu. İki yabancı, iki kadın aynı durakta aynı yaşanmışlığa ağlıyordu.

Sağlıcakla kalın.