Avrupa'nın liman kentlerinde deniz aşırı ülkelerden gelen gemilerin yolcuları ve mürettebatıyla konuşup, uzak ülkelerde öğrenilen ve şahit olunan ilginç bilgileri kentin aristokratlarına para karşılığı aktaran mesleğimizin atalarından bu yana yüzlerce yıl geçti.

Matbaanın Avrupa'ya gelmesiyle ete kemiğe bürünen yazılı gazeteler, ülkemizde 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıktı ve yaklaşık 1.5 asırdır da halkın gözü kulağı. 20. yüzyılın ilk yarısında özellikle edebiyatçılar tarafından yapılan ve işgal yılları ile Kurtuluş Savaşı döneminde çok önemli görevler üstlenen Türk basını, yüzyılın ikinci yarısında ise çok partili sistem ve demokratikleşme adımlarıyla birlikte gerçek anlamda 4. kuvvet rolünü üstlendi diyebiliriz.

2000'li yıllardan itibaren ise televizyonun güçlenmesi ve internet teknolojisinin hayatımıza girmesiyle birlikte tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de yazılı basın ciddi şekilde güç kaybetti. Bir dönem 10 milyona yaklaşan gazete tirajları, bugünlerde 2 milyonun altında.

Yazılı basının nicel anlamda kan kaybetmesiyle birlikte, gazeticiler dijital ortamı kullanmaya başladı ve bu daha da yoğunlaşacak. Yazılı basın tirajının düşmesi aslında gazeteciliğin gücünü azaltan bir etken değil. Gazeteciliğin gücü, demokrasiyle doğru orantılı bir durum ve bir ülkede demokrasi ne kadar güçlüyse gazetecilik de her dönem o kadar güçlüdür ve güçlü kalacaktır.

Son yıllarda Türk basınının güç kaybettiğine ilişkin tartışmalar da demokrasiyle doğrudan ilgili. Dünya demokrasi ligindeki sıramız, gazetecilik ligindeki sıramızla çok yakın. Gazetecilik, gücünü toplumların demokrasi konusundaki performansları oranında koruyabiliyor.

Gazeteciliğin çok daha etkili ve topluma çok daha faydalı olduğu günleri hep birlikte görmek dileğiyle...