Dünyada uygarlığın binlerce yılları bulurken  sonunda  insanoğlunun tekerleği ve tarımı keşfetmesi ile köyler şehirler kurulmaya başlamıştır. Aslında uygarlığın başlangıcı ve gelişimi bir anlamada o zamanki zamanda göçebelikten yerleşik düzene geçme ve şehirleşme tarımın keşfi ile olmuştur. Yani tarım sosyal hayatı, toplum olmayı ve uygarlığı da beraberinde getirmiştir.

Dünya da tarımın ilk yapıldığı coğrafyalardan biri Anadolu yani Türkiye’miz toprakları, Mezopotamya uygarlığı, Mısır gibi ülkeler, Uzak Doğu, Çin hatta Uygur Türkleri ki örneğin Dünya’ makarnayı ilk defa yapan ve keşfeden Uygur Türkleridir. Kaşif Marco Polo keşifleri sırasında makarna yapımını Uygur Türk’lerinden görmüş ve ülkesine tanıtmış ve getirmiştir.  Yani bir anlamda bizim merkezimizde olduğumuz coğrafyalardır. İşin aslı uygarlık güneşin doğudan doğduğu gibi Doğudan doğmuştur ve sonradan Doğudan Batı ya doğru gitmiştir.

Tarımın gerçekleştirilmesi hayatta var olma olmak demektir, çünkü beslenme insanlık ve diğer canlılar için de hayatın kayıtsız şartsız en önemli faaliyeti olmuştur. Gıda almadan yaşamak hiçbir canlı için mümkün değildir. Dünya tarihinde hem batı hem de doğu toplumlarında açlık ve kıtlık görülmüş insanlar açlıktan ölmüştür. Tarımın ekonomik ve sosyal katkısı toplumlara inkar edilemez süreklilik arz eden bir gerçektir. Ülkemizin en büyük gelir ve istihdam kaynağı yaratan sektörlerin başında tarım ve tarıma dayalı sanayii kolları başta gıda sanayi, tekstil sanayi vs. gelmektedir. Ülkemizde istihdamı sağlamanın pahalılığı önlemenin yollarından en önemlisi üretmektir. Tarım da hammadde yani çiftçiden üretilen hammaddenin tarıma dayalı sanayi kolları ki gıda, tekstil, deri vb. sanayii dallarında üretilerek satılması ayrıca katma değer ekonomisi yaratırken pek çok insana da iş olanakları yaratacaktır. Aslında “ tarım ve tarıma dayalı sanayii kolları, ülkemizin petrolü “ olmalıdır denebilir. Bu anlamda çiftçiye desteğin yükseltilerek sürdürülmesi, tarımsal girdi maliyetlerinin azaltılması ve eğitilmiş çiftçilerin yetiştirilmesi, gençlerin tarıma ve üretmeye yönlendirmesi ve gereken kredi, gerekirse üretim projeleri karşılığı hibe yardımların özellikle genç çiftçilere yapılması gerekmektedir.

“Son yıllarda yaşanan covid 19 pandemisi ülkeleri kendi kaynaklarına kendi kendilerine yetebilmeyi ve beslemeyi gündeme getirmiş ve kendine yeterli olabilmede ki endişeleri artırmıştır.

Ülkemizin bulunduğu ekolojik koşullar tarımsal üretimlerin yapılması açısından pek çok ülkeye göre oldukça uygundur. Ancak küresel ısınma ve iklim değişimlerine bağlı sorunlar örneğin su kaynaklarının azalması ya da yok olması çiftçiyi üretimi zor durumda bırakmış gittikçe artan ekonomik sorunlar tarımsal girdilerin artması, arazilerin miras vb. yolu ile küçük parçalara ayrılması üretimde azalma, verimde düşme, ziraat zararlılarında artış vb olumsuz durumların yanı sıra  hatta çiftçilikden vazgeçme  yani bir anlamda  sosyoekonomik sorunlara da yol açmıştır.

Tarım a elverişli tarım yapılabilen toprak oranı oldukça kısıtlı alanları kapsar. Tarım arazilerinin korunması ve kollanması gerekir. Çok şeritli geniş yollar, sıklıkla yapılan havaalanları, sanayii kuruluşların hatta bazı yerlerde tarım arazileri üzerine açılan benzinlikler, düzensiz ve plansız şehirleşme, köyden kente göçlerin hızlanması, yurt dışından gelen büyük göçler, savaşlar, erozyonlar ile toprak kayıpları toprak kirliliği, zirai mücadele ilaçlarının aşırı kullanımı, anız yakma gibi olgular ve faktörler tarım alanlarını yok etmektedir.

Toprak yaşayan bir canlıdır, içinde çok çeşitli mikroorganizmaları barındırır. Toprak Mikrobiyolojisi ayrıca bir bilim dalıdır. Dünya da gelişmiş canlıların varlığı toprakta yetiştirilen ya da yetişen  bitkisel ürünlere bağlıdır. Nitekim “Toprak Ana” terimi bunu doğrulamaktadır.

Petrol ve doğal gaz zengini bazı ülkeler, bazıları da küresel ısınmaya bağlı iklim değişimlerinin getirdiği sonuçlara bağlı olarak da  söz konusu olan fosil yakıtların bir biteceğini hesap ederek tarıma büyük yatırımlar yapmaya başlamışlar ve ülkeler arası tarım arazilerini  satın almaya başlamışlardır.

“Ülkemizin petrolü tarım ve tarıma dayalı sanayii kollarıdır” denebilir ve Tarım aslında hem günümüzün hem de geleceğin sigortasıdır. 17 milyon nüfuslu Hollanda Dünyanın sayılı tarım ihracatçısı ülkesidir. Ebetteki şuanda Türkiye’nin tarım ve gıda ürünlerinden elde ettiği gelir önemli düzeydedir. Ancak yılda yaklaşık yüzde 110 ve yüzde 230 veya daha fazla  artan tarım girdi maliyetlerinden sonra çiftçiler desteklenmesi tarım işletmeciliği yapan insanlar teşvik edilmeli gereken kolaylıklar ve olanaklar ilgili kanun maddesine göre milli gelirden  yüzde bir oranında yararlandırılması gerektiği hükmü uygulanabilir diye düşünüyorum. Son yıllarda bu konuda yüksek oran tarımda çalışan üreten çiftçi oranında önemli azalma görüldüğü ileri sürülmektedir. Oysaki tam tersi olmalıdır.

Çiftçi destekleme programları geliştirilmeli ve yeni çiftçiye destek ve yardım projeleri kurulmalı çiftçiye yansıtılmalıdır. Çiftçi eğitimine önem verilmeli, iyi eğitimli kişilerin avantajlı tarifeler ve kredilerle tarımda iş kurmaya ve çalışmaya yönlendirme yapmaya teşvik ve yardım edilmelidir.

Okul öncesi eğitimden başlayarak okullarda çocuk ve gençlere tarım ve çiftçilik konusunda seminerler verilmeli, dersler okutulmalı, gençlere tarım ve tarıma dayalı sanayi kollarında ki gıda sanayii vb. alanlarında girişimci olmaları ve iş kurmaları tavsiye edilmelidir.

Hayat pahalılığının azaltılması ve yok edilmesi ve yüksek enflasyonun tek rakamlara çekilmesi ancak bol bol üretip satmakla mümkündür. Tarıma bağlı  ve gıda, tekstil ve deri  sanayi gibi katma değer ekonomisi yaratan endüstri kollarının kurulması, geliştirilmesi ve artırılması sağlanmalıdır. Toplumda kalkınma ve refahın sağlanması beyin göçünü önlemde de önemli bir avantaj sağlayacak hatta tersine göçün oluşumuna da yol açacaktır. Sonuçta tarım hayatta var olmanın sigortası ve garantisidir.