Bu aralar yüzlerde eksiklik var. Ya da kahkaha attıktan sonra beliren ümitsizlik… Kaçıyoruz gülmekten, gülümsemekten… hep bir şeyler için endişe duyduğumuzdan mı? Yoksa hayatımızda eksik şeyleri yeri dolduramadığımızı düşündüğümüzden mi? Yüzümüzden eksik ettiğimiz gülümsemelerin sebebi gün içinde canımızı sıkan olaylar mıdır? Arkasına sığınacağımız onca sorun varken kendimize katacağımız neşeden neden korkarız? Bilmiyoruz, bilemiyoruz… Sorunlarımızla yüzleşmek yerine onları kapalı bir kutuya kapatıp bırakıyoruz. Yüzleşmekten korkuyoruz, sorunların nasıl çözüleceğine dair cevapları bilemiyoruz.

En son en zaman karşındaki insanı gülümsetebilmek için hayır cevabı yerine eveti sığdırdın.  Dur tahmin edeyim, az önce sırf karşındaki mutlu olsun diye yapmak istemediğin şeyler için boyun eğdin.  Peki nerede senin mutluluğun? Ziya Gökalp bir sözünde “Gülümseme, ruhun sağlamlığı kadar, saadetin de müjdecisidir.” demiş.

Gülümsemenin insan ruhuna yansıyan etkileri üzerine yazılan sözler, yapılan araştırmalar varken hala ne diye düşünüp suratımızı asıyoruz. Gülümseyin ve bunda samimi olun. Olumsuzluklarla kendinizi harap edip güzellikleri kaçırmayın. Sevdiklerini , kedini, köpeğini, kuşunu ya da sana iyi gelen her şeyi düşün. Bunlardır seni gülümseten.  Seni dibe çeken olaylara takılıp hayatın karmaşasında kaybolma. Gülümse ki çevrendeki güzelliğin farkına var…