Bir düşünün, bir kelimeye sahip olmayan bir ses manasız ve bir şey ifade etmezken, bir kelime kalıbına döküldüğünde birdenbire şekillenip sihirli bir güce kavuşuyor. Bunu sadece ve sadece insanoğlu başarabiliyor.

İnsanoğlu Kavram üretiyor, aktarıyor, saklıyor ve hatırlıyor. Bunu dil sayesinde başarıyor.

Dil aynı zamanda beladır, bütün kusurları örttüğü gibi bütün kusurları gösterir de. Sırrı faş eden dildir, bu yüzden dil acımasızdır, dil bağışlamaz, dilin kusurunu başka bir organ örtemez.

Yazar Kızılkaya’nın dediği gibi, “Bu durum en çok kendini sanatta gösterir. Özellikle roman ve sinemada. Hatta sinemadan çok romanda. Çünkü roman dildir, sinema ise o dilin resimli hali.. Sinema göze, roman beyine hitap eder; roman beyinde canlandırır resmi, o yüzden daha çabuk kana karışır. Ama nihayette ikisinin de ana malzemesi dildir.” Bunu ne kadar samimi ve sahici yaparsa o kadar başarılıdır.

Bir milletin, bir topluluğun, bir halkın dilini bilmiyorsanız onları sahici anlatamazsınız. Çünkü bu işler için bulunmuş terim “dile getirmek”tir. Yani birilerini anlatıyorsanız, onları “dile getiriyorsunuz” demektir.

İnsanı gösteren dilidir, anlat ki seni göreyim..