İnsan hayatta olduğu sürece çeşitli dertler ve hastalıklarla sınanır. Son yıllarda artık çok fazla kişinin tanı aldığı kanser hastalığı da bunlardan biridir. Bilindiği üzere kemoterapi de bu hastalıkta bir tedavi şekli ancak kişiyi oldukça yıpratan bir sürece sokuyor.

Ailenizde, komşunuzda ya da yakınlarınızdan da şahit olduysanız kemoterapinin tedavi etmesinin yanı sıra olumsuz ve tatsız bir çok yan etkileri var. Bunları; Kilo kaybı (iştahsızlık ve tat /koku almada değişiklik olduğu için ),Bulantı/kusma, İshal / kabızlık, Anemi (kansızlık),Ağızda yara (aft)oluşumu, Halsizlik/bitkinlik, Saç dökülmesi, Ödem (vücutta su tutulması),Ciltte (alerjik kaşıntı, kuruma, kalınlaşma) ve tırnakta (renk değişikliği ve kırılma) problemler, Beyaz kan hücresi düzeyinin düşmesine bağlı olarak  enfeksiyonlara açık olma olarak sıralayabiliriz.

Nasıl ki vücudumuzu hastalıklardan koruyabilmek için sağlıklı ve dengeli beslenmek önemliyse kanser tanısı aldıktan sonra da tedavi sürecinde beslenmek o kadar önemlidir. Bu süreçte hastalar zaten iştahsız olduğu için aldıkları enerji çok az oluyor ve bu durum onların zinde kalmalarını ve hastalıkla mücadele etmelerini zorlaştırıyor. Dolayısıyla doğru planlanmış bir beslenme programı ile hastaların dirençlerini koruyor olmaları çok kıymetlidir. Vücutta olan besin ögesi depoları ve  mevcut vücut ağırlığı da korunacağı için kemoterapinin sevimsiz etkilerini daha iyi tolere edebilirler. Enfeksiyon riskinin de azaldığı bu durumda dolayısıyla  hastanın  iyileşmesi de  hız kazanır.

Bu süreçte beslenmede dikkat edilecek bazı konulara bakalım…

Mevcut ağırlığı koruyabilmek için hasta  az az ve sık yemek yemelidir. İştahsız olduğu için sevdiği yemekleri yemek hastayı daha motive edecektir. Eğer bulantı varsa hastayı yemeye zorlamak doğru değildir. Yağlı, şekerli ve kızartma gibi yiyecekler midesini daha da rahatsız edecektir. Miktar olarak daha çok yiyebilmesi için hastaya öncelikli olarak katı yemekler verilmelidir. Sütlü ve meyveli tatlılar, pekmez, bal, hoşaf, taze sıkılmış meyve suları, pilav veya makarna gibi porsiyon olarak küçük ancak enerjisi yüksek yiyecekler günlük ihtiyacı daha rahat karşılayacaktır. Et, tavuk, balık ve yumurta gibi   protein  kaynaklarının  ise günlük tüketimine (en az bir ana öğünde) dikkat edilmelidir. Brokoli, lahana, sarımsak, soğan, turp, kereviz, yeşil yapraklı sebzeler, domates, baklagiller, kırmızı biber, roka ve maydanoz gibi besinlere   hastanın beslenmesinde dönüşümlü olarak  yeteri kadar yer vermeye çalışılmalıdır. Greyfurt hariç bol meyve tüketilmelidir. Nar, Karadut ve Böğürtlen meyveleri yüksek antioksidan içerirler dolayısıyla tedavide ters etki yapma ihtimaline karşılık doktorunuza danışarak   ölçülü tüketilmelidir. Toksinleri vücuttan rahatça atabilmek için ise bol bol su ve sıvı içilmesi de ihmal edilmemelidir.

Bunlarla birlikte hastalar bu dönemde kokuya duyarlı olacakları için ortamın iyi havalandırılması  yemek, sigara veya parfüm gibi kokulardan uzak tutulması yemek yemesini olumlu etkileyecektir. Yemeklerin taze, günlük pişmiş olması ve hazır paketli yiyecek kullanılmaması da bu süreçte önemlidir. Yemekleri düdüklü tencere kullanarak pişirmek hem besin değerini hem de yemeğin hijyenini korumak adına özellikle vücudun  enfeksiyonlara açık olduğu tedavi sürecinde iyi bir önlem olacaktır. Ayrıca hastanın diyabet hastalığı, böbrek hastalığı ve bunun gibi kronik hastalıkları varsa mutlaka doktor ve diyetisyen takibinde olması gerekecektir.

Size ve sevdiklerinize hastalıkların uzak olması dileklerimle…