Her kentin kendine özgü yönleri ya da ayırıcı vasıfları ona belirli bir kimlik kazandırır. Bir kentin kimliğini oluşturan onun kültür varlığı; kültürüne katkıda bulunan da kentin kimliğidir. Her ikisi arasında çok yakın bir etkileşimin bulunduğu yadsınamayacak bir gerçektir. Bu bağlamda, kent kültürünün, dar anlamıyla, kentin tiyatro temsilleri, sergileri, kitap fuarları, folklor gösterileri ve benzeri sanat ve kültür etkinlikleri olarak algılanması ve onunla yetinilmesi yanlış ve eksik bir kent kültürü anlayışıdır. Aranması gereken temel ölçüt, kalıcı kültür öğelerinin korunması, değerlendirilmesi ve geliştirilmesidir.

               Her kent, oluşum ve gelişim sürecinde yaşadığı farklı ekonomik ve sosyal olaylara bağlı olarak birbirinden farklı gelişmeler gösterir. Kentlerin belirli bir süreç içinde kazandıkları bu durum onlara özgü olgular olarak ortaya çıkar ve kentlerin karakterini oluşturur. Kentlerin sahip oldukları karakterler onların kimliği anlamındadır. Kentler yalnızca kendi kimliklerini değil zaman içinde barındırdıkları toplumun da kimliğini yansıtırlar. Zaman içinde değişen her durum, her farklılaşma, toplumdaki bütün hareketlenmeler kentte okunabilir düzeyde olmalıdır. Kentlerin sürdürülebilirliği ve sahip olduğu çevrenin varlığını devam ettirebilmesi açısından, kentlerin kimliği önemlidir ve korunması gerekmektedir.

               Kentler, küresel rekabet ortamının baskısı altında hızla yeniden yapılanırken kentsel dönüşüm ve kentteki nüfus hareketliliği artık büyük ölçüde kültür ve sanat üzerinde temellenen politikaların etkisindedir. Küresel ekonomi ve politiğin dayattığı gelişmelere bağlı olarak kentlere doğru hızla artan göç olgusu nedeniyle farklı kültürlerden gelen insanların kente adaptasyonu ve insanlara aidiyet duygusunun kazandırılması açısından kültür ve sanat, kent politikalarının temel unsuru haline gelmiştir.

               Kültür, yaşam biçimini ve yaşamı anlamlaştıran sistem olarak düşünüldüğünde; insanın öğrenme ve öğrendiklerini simgesel biçimlerde örgütleme, bu öğrendiklerini toplumun diğer üyelerine bilgi olarak iletme ve öğrendiklerini ya da kazandığı bilgileri temel olarak davranışlarını sergileyebilme gücü tüm kültürel olgunun kaynağını oluşturur.

              Bir kentin gelişmişliğini; o kentte gerçekleştirilen ve sürdürülebilen sanat etkinlikleri gösterir. Kentimizde her yıl yeni bir solukla kültürel değer olarak kabul edilen “Kitap Fuarı” bu yıl da kitapseverlerin heyecanıyla kentle buluştu. Kültürel üretim politikaları arasında kentin markalaşmasında önemli etken olarak gördüğüm kitap fuarları; yazarla okurun bir araya gelmesi, kitapla şekillenen zamanın söyleşi, panel, imza günü ve etkinliklerle kente değer katan nitelikli organizasyondur.

               Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.” Orhan Pamuk coşkulu, lirik ve sihirli romanı Yeni Hayat’a bu sözlerle başlıyor.

             İyi bir okuma alışkanlığı edinme doğru kitaplara ulaşabilmeyle ilgilidir. Kaynak çeşitliliği ve koleksiyon oluşturmada gösterilen özen nedeniyle kitap fuarları, doğru kitaplara ulaşabilmek için son derece önemli yerlerdir. Bu nedenle, okuma ve kitap fuarları birbiriyle organik ilişki içinde olan kavramlardır. Kitaba ulaşılabilirlik sonucu kitabın okuyucu tarafından okunup okunmaması, kitap ve ekonomik faktörler arasındaki ilişkiyi açıklamaktadır. Bu konuda Üstün Dökmen; kitabın okuyucunun eline ulaşma potansiyelinin kitabın okunma düzeyini belirleyen önemli faktörlerden biri olduğunu; bu nedenle kitabın anlaşılır ve okunaklı olsa bile okuyucunun eline ulaşamadığı sürece okunamayacağını belirtmiştir. Kentimizdeki kitap fuarının kent kültürüne ve insanına katkısı, her yaştan ilgiliye hitap etmesiyle kültür yatırımı olduğunu unutmamak gerekir.

            " Kitap; karanlığı aydınlığa çeviren ışığın ta kendisidir. Okumak görebilmektir".