Bayraklı’da üretici kadınların stantları yenilendi Bayraklı’da üretici kadınların stantları yenilendi

          İsimsiz bir mezar gibi kendini sergileyen boşluklar, yollarda, kaldırımlarda kazı çalışmalarından kalma izler, soyulmaya yüz tutmuş yer kaplamaları, döşenmiş değil de, sanki yer örtücü bitkiler gibi rastlantısal bir araya gelmiş dokular, aynı zamanda bir göstergeler ağı olan kentte gelişigüzel karalamalar.

       Her gün içinden geçtiğimiz kentin sokaklarında taze kesikler değilse de müzmin yara izleriyle karşılaşırız. Yazdan kalma yıpranmış parkeler yağmuru beklercesine tetiktedir. Altyapı ile üst yapı arasında uyumu sağlamaya yönelik çalışmalar bitmek tükenmek bilmiyor. Kalabalıklaştıkça daha çok önem göstermemiz gerekirken daha çok yıpratıyoruz. Artık bizi taşıyamıyor ve bir tekrar tekrar yaptığımız cerrahi müdahalelerle taşımasını sağlamaya çalışıyoruz. Kazıyoruz, soyuyoruz, yıkıyoruz, alt yapının elemanlarını değiştiriyoruz, tekrar üstünü örtüyoruz. Bazen doğru düzgün kapatmıyoruz bile. Bilinçli olarak geçici çözümler bulduğumuzu kanıtlamak istercesine kentin yaralarını açık bırakıyoruz. O kadar içselleştirmişiz ki, çoğu kez bir kazı çalışmasının ortasında yürüdüğümüzü fark etmiyoruz. Kenti görmüyoruz çünkü nasıl bakacağımızı bilmiyoruz. Nasıl bir doğa kesiti ancak öznenin ona bakışı ile bir manzaraya dönüşebiliyorsa kentsel alana bakışımız da ona dair algımızı dönüştürür. Yapılı çevre kentlinin onu görmesi, kentli olma bilinci ile bakmasıyla kentsel alana dönüşür. Kentsel alandaki yaşamımızın devamlılığı ile kentin fiziksel varlığı arasında düşündüğümüzden daha sıkı bir bağ var. Kentlilerin nostalji rüyalarından uyanmaları, yaşadığı kente bakmaları, olanın bitenin farkında olmaları, tepki vermeleri, sorumluluk almaları gerekiyor.

    Eğer kentten kapsamlı biçimde söz etmek istiyorsak kale almamız gerekenler de vardır. Ülkemizin birçok kentinde estetik dokunuşların yalnızca işlevsellik ön planda tutulmadan yapılan çalışmalar o kentin görsel estetiğinin oluşmasını sağlar.

    Kentlerden doğaya ait ne varsa uzaklaştırılıyor. En kamusal mekan olan kaldırımlar araçların hızlı dolaşımı uğruna yok ediliyor. Kentlerde yaya olarak dolaşmak eziyete dönüştürülüyor. Kamusal mekanlar estetik bozulma ve çirkinleşme yaşıyor. Kentin kamusal mekanlarında güvenlik önemli bir soruna dönüşüyor. Estetik kamusal alandan uzaklaştırılıyor. Buna karşın insanlara özel mekanlarda “güzellik”, “güvenli” ve   “huzurlu” bir yaşam vadediliyor.

    Kentsel estetik öncelikle toplumsal hedeflerden hareket ederek kamusal alanın estetiğini yaratmaktır. Günümüzün öncelikle çevresel sorunlarından, ekonomik ve toplumsal sorunlardan hareketle tüketimciliğin yerine sosyal adalet konularını önemseyen alçak gönüllü bir kentsel yaşamın estetiğini yaratmak önemli bir seçenektir.

         Kamusal alana taşınmayan bir estetiğin uzun süreli olarak yaşaması zor görünüyor. Sınırlı bir estetik anlayış hiçbir zaman toplumsal yaşamın estetik bir değer olarak inşaasına izin vermiyor. Tersine güzelliğin felsefesini ve bilimini toplumdan uzaklaştırarak olanaksızlaştırıyor. Diğer yansan kısıtlı bir alana hapsolmuş estetik eninde sonunda kamusal alandan gelen çirkinliklerle kuşatılıyor. Bu nedenle kentsel estetik, kamusal alandan, kentsel omurgalardan, kamusal ve ortak alanlardan başlamalıdır. Bu ise özetle parçaları bir araya getiren kamusal mekanların estetiğidir.