Kıymetli okurlarımız; geçen hafta iş gereği kooperatiflere yönelik yaptığım araştırmalar sonucunda gözüme çarpan çok ciddi buğuların bende oluşturduğu şaşkınlık sebebiyle bu yazımı kaleme almaya karar verdim.

Kıymetli okurlarımız; geçen hafta iş gereği kooperatiflere yönelik yaptığım araştırmalar sonucunda gözüme çarpan çok ciddi buğuların bende oluşturduğu şaşkınlık sebebiyle bu yazımı kaleme almaya karar verdim. Konumuz kooperatifler. Özellikle de kooperatif bankacılığı. Daha da özel olaraksa kooperatif katılım bankacılığı…

Dünya Kooperatifler Birliği’nin (ICA) 2018 verilerine göre; En büyük 300 kooperatif sıralamasında ilk 10’a giren kooperatiften bankacılık alanında faaliyet gösterenlerin büyüklüklerini araştırınca ülkemizde bu alandaki eksikliğin ne denli ciddi bir boşluk oluşturduğunu anlamak son derece kolaylaşıyor. Aşağıdaki 4 bankacılık kurtuluşu dünyanın en büyük ilk 10 kooperatifinin içinde…

1.      Groupe Crédit Agricole (bankacılık),

2.      Fransa 2. Groupe BPCE (bankacılık), Fransa

3.      3. BVR (bankacılık), Almanya

4.      8. Groupe Crédit Mutuel (bankacılık), Fransa

Bahsi geçen 300 kooperatiflik liste 2018 yılında Dünya Kooperatif Monitörü tarafından 1175 sektörden binlerce kooperatif incelenerek ve bunların içinden 100 milyon dolardan fazla ciroya sahip olan 8 sektörden 2.575 kuruluştan verileri alınarak hazırlanmış. Listede Türkiye’den kooperatif bulunmuyor. Türkiye’deki kooperatifler dikkate alınsalarmış ilk 250 de ancak 2 kooperatifimiz bulunabilirmiş. Onlar da 2,1 Milyar Dolar cirosuyla Pankobirlik (171. Sıra) ve 1,4 milyar cirosuyla Tarım Kredi Kooperatifleri (233.sıra)  

En büyük 300’deki ilk 10’a giren bu dört bankacılık grubu ciddi derecede dikkatimi çekti. Fransa’dan ilk 10’da 3 bankanın bulunması gerçekten muazzam bir olay ve incelenmeyi hak ediyor. Bunda tabi ki ülkemizde 1 tane bile kooperatif bankasının olmayışının payı çok büyük.

Peki, ne olmuştu da Kıta Avrupa’sının göbeğinde bulunan kapitalizmin en ciddi şekilde etkilerinin hissedildiği Fransa gibi bir ülkede sosyalist ekonomik doktrinlerine çok daha yakın bir yardımlaşma sistemi üzerine kurulu olan kooperatifçilik, kapitalizmin en büyük lokomotifi olan bankacılık dünyasında en parlak yıldız olarak kendine muazzam bir yer bulabilmişti?

Cevabı araştırınca ortaya tarih dersi niteliğinde sonuçlar çıktı. I. Dünya Savaşı sonrası oluşan ekonomik buhran kooperatiflere ilgiyi artırırken özellikle II. Dünya Savaşı sonrası ülkede oluşan enkazın kaldırılması için Fransız hükümetleri birtakım yasal değişiklikler yaparak bankalara ülkedeki yatırım ve toparlanma faaliyetlerine destek olmaları için bazı zorunluluklar getiriyor.

Bankalar uzun vadeli projelere yatırım yapmak üzere Yatırım Bankası ya da Mevduat bankası şeklinde faaliyet göstermeleri için uzmanlaşma şartlarına tabi tutuluyor. Hatta büyük ticari bankaların önemli bir bölümü kamulaştırılıyor. Böylece devlet ve 1947 yılında yapılan yasal düzenlemelerle önü iyice açılan kooperatif bankalarının oyuncu olarak kaldığı sektörde savaş sonrası perişan olan altyapının yeniden ihya edilmesi ve bunun içinde devlet tahvili alımında kullanılacak mevduatların toplanması görevi veriliyor. Yani halktan toplanan para alt yapı yatırımlarına ve toparlanmaya kanalize ediliyor. 1984’e kadar kurulu bu düzen devam ediyor ve çok büyük yatırımlar gerçekleştiriliyor. Bu dönemde iyice serpilen ve oluşturdukları muazzam güç ile sektörün en önemli oyuncuları haline gelen kooperatif bankaları, küreselleşmenin hızla yayıldığı ve dünyanın her yerindeki gelişmemiş ülkelerin bankalarının hisselerinin batılı gruplara satıldığı bir dönemde kendi ülkelerindeki başka bankaları satın alam veya onlarla birleşme faaliyetlerine girerek piyasadaki gücünü daha da artırıyor. Hatta bir süre sonra öyle bir büyük güce ulaşılıyor ki ülkedeki tüm kredi ve mevduat yapısının yarısından fazlasını üç kooperatif bankası portföyü tarafından yönetildiği ortaya çıkıyor. Özelikle Credit Agricole 10,1 milyon üyesi, dünya çapında yaklaşık 141.000 çalışanı ve Fransa da 52 milyon perakende müşterisi ile sektörde ön plana çıkıyor. Üstelik bu banka dünyanın en büyük bankaları arasında (aktif büyüklük) 10. sırada yer alıyor. 20. sıradaysa yine bir Fransız kooperatif bankacılığı gurubu olan  Group BPCE var. Onun da 100.000’den fazla çalışanı ve 30 milyondan fazla müşterisi bulunuyor. Tek başına Fransız ekonomisinin %20’sini finanse edebilecek kadar büyük bir güce sahip.

Gerçekten muazzam bir başarı hikayesi… Avrupa ülkelerinin hemen hemen tamamında, başarı oranları Fransa’daki kadar olmasa da ekonomilerini ve milli sermaye birikimlerini son derece olumlu yönde etkilemeyi başaran çok sayıda muazzam büyüklüğe ulaşmış kooperatif bankası var. Özellikle de Almanya Avrupa’da yaygın olan kooperatif bankacılığında önemli bir başarı yakalamış durumda. Almanya’da kooperatif bankalarının 16 milyondan fazla ortağı var. Yani ülke nüfusunun 1/5’i bir kooperatif bankasının ortağı. Ülkede çatı pozisyonundaki 2 kooperatif merkez bankası altında 150.000 den fazla personeli ile 13.100 şube faaliyet gösteriyor. 30 milyon müşterileri ve 18,6 milyon üyeleri var.

Yüz ölçümü son derece sınırlı olmasına rağmen uyguladığı son teknoloji yöntemlerle dünyanın en büyük 2. tarım ihracatçısı olan Hollanda’ya göz attığımızdaysa karşımıza yine çok önemli bir kooperatif bankası olan Rabobank çıkıyor. Hollandalı çiftçilerin kurduğu küçük kooperatif bankalarının tek çatı altında toplanmasıyla ortaya çıkan bu bankanın 2 milyondan fazla üyesi ve dünya çapında 10 milyondan fazla müşterisi var. 500 milyar EUR’dan büyük aktifi ile dünyanın sayılı bankaları arasında yer alıyor.

Kıta Avrupası’ndan sonra karşımıza İngiltere, ABD gibi batının lider ülkelerindeki kooperatif bankalarının düşündürücü büyüklük ve ekonomiye katkılarını da uzun uzun yazmak isterdim fakat bu kadar örnek yeterlidir diye düşünüyorum. Ayrıca sadece Batı’da değil, Uzakdoğu’da da  kooperatif bankacılığı gelişmiş durumda. Bunların arasında en çarpıcı örnek de son 30 yılda özellikle gıda ihracatında öne çıkan Yeni Zelanda göze çarpıyor. Onların da kooperatifçiliğin devlet eliyle organize edilmesi sonucu kazandıkları başarının konusunu ilerleyen dönemde bir yazımda detaylıca ele almayı planlıyorum.

Şimdi yine ülkemize dönecek olursak; neden ülkemizde bir kooperatif bankasının bulunmadığını, özellikle de katılım bankası formatında bulunmadığını gerçekten anlamak zor. Ülkemizde 7,5 milyon ortağıyla 54 bine yakın kooperatif var. Ülkemizdeki kooperatiflerin tümü ele alındığında sayı olarak %20’si ve ortak olanlar açısından ise yaklaşık %60’ı tarımsal amaçlı kooperatiflerden oluşuyor. Dolayısıyla da kooperatifçilik en fazla tarım sektöründe gelişmiş durumda. Tarımsal Kalkınma, Tarım Kredi, Tarım Satış, Pancar Ekicileri, Sulama ve Su Ürünleri Kooperatifleri gibi farklı hizmet türlerinde faaliyet gösteriyorlar.

Bunların içinde, ülkemizde en yaygın olarak kooperatifçiliğin tarım alanında yapılmasından ötürü pilot bir uygulama kapsamına alınması suretiyle Kooperatif Katılım Bankacılığı açısından konumuza en uygun olanı Tarım Kredi Kooperatifleri kuruluşu olarak gözümüze çarpıyor.

Gübre, yem, mazot, ilaç vs. gibi ihtiyaçları için ayni kredi, diğer girdilerin karşılaması amacıyla nakdi kredi ve hayvan alımı, tarımsal araç gereç, 2. el traktör, tesis yapım gibi ihtiyaçların karşılanması için de yatırım kredisi veren Tarım Kredi Kooperatifleri’nin; devletin kanunsal çalışmaları ve sermaye desteğinin / teşvikinin yanında ve ortaklık yapısını üyelerinin bireysel yatırımlarına da izin verecek güncellemesi sonucunda sadece kredi veren değil uzun vadeli yatırımlar için uzun vadeli/tarım faaliyetlerine uygun dönemsel fon toplama faaliyetlerine de izin verilen, sahipliği doğrudan devlet ve üyelerine ait bir yapıya bürünmüş bir katılım bankasına dönüşmesi halinde ortaya çıkacak sonuçların ülke ekonomisine katkısını hayal bile edemiyorum.

Bu ya da benzer pilot denemelerle başlayan yeni kooperatifçilik faaliyetlerinin kısa sürede; uzun vadeli fon toplayan, devletin ulusal yada bölgesel alt yapı çalışmalarına ortak olan, kendi faaliyet kolunda yatırım yapan üyelerini destekleyen merkezi birliklere bağlı, doğrudan yatırımı teşvik eden yatırım bankası nitelikli kooperatif katılım bankalarına dönüşmesi mümkündür.

Benzer çok sayıda kooperatifimizin bu tip yatırım bankası nitelikli kooperatif bankalarına dönüştürülmesi ve ortaklığının tamamen üyelerine dağıtılması ekonomik açıdan çok büyük bir devrim olacak, yatırım faaliyetlerinin sadece devletin gücüne yada yurtdışı kaynaklı sermaye sahiplerine havale edilmesi son bulacak, halka yayılmış önemli bir sermaye birikiminin oluşturulmasının yanında çok ucuza uzun vadeli fonlar elde edilecek ve önemli oranlarda istihdam artırılacaktır.

Sadece hali hazırdaki kooperatiflerimizle mi yapılacak bunlar. Tabi ki hayır. Örneğin MÜSİAD gibi devasa bir meslek kuruluşunun kuracağı bir kooperatif katılım bankasını hayal edin. Birkaç ay gibi kısa bir sürede etkileyici bir sermaye ve halka yani üyelerine yayılmış binlerce ortaktan oluşan adil bir ortaklık yapısı oluşturulabilir.

Marmaray, Kuzey Marmara, 3. Köprü, Kanal İstanbul gibi mega projelerin fonlanmasında bu bankaların fonlama yapmaları, ortaklıkta bulunmaları ve sukuk ürünü aracılığı ile ortaklık senetlerini satması…  Nasıl bir altyapı patlaması olacağını, devletin ne kadar büyük bir faiz giderinden kurtulacağı ve halkımızın birikimleri ile faizsiz olarak ne kadar büyük bir gelir kazanacağını hayal edin… İnsan birazcık düşününce bile heyecanlanıyor.

Sürekli olarak yastık altında tutulduğu iddia edilen milyarlarca TL’lik birikimin bu projeler kapsamında canlı ekonomimize girmesi ve büyük bir finansal rahatlığın yanında büyüme sıçraması yaratması işten bile değildir.

Peki sadece bu tip yatırımlar için mi? Tabi ki hayır. Özellikle ülkemizdeki konut ihtiyacının giderilmesi adına da bu bankaların finansal gücü ile TOKİ arasında yapılacak iş birliği ile birçok bölgemizdeki orta ve düşük gelirli vatandaşlara yönelik toplu konut çalışmalarının fonlanması ve yine yukarıda belirttiğimiz üzere bu bankalarının ortaklık yapısının üyelerine adil şekilde dağıtılması ile milyonlarca vatandaşı kapsayan bir sermaye birikimi ve gelir kazancı havuzlarının oluşturulması mümkündür. Örneğin bugün (Polonya’da her üç kişiden biri kooperatiflere ait konutlarda yaşıyor.)

Avrupa’da hemen hemen tüm önemli sektörler için kurulan kooperatif bankalarının ülkemizde de tarım ve sanayi yatırımları, sosyal devlet politikaları, amme hizmetleri vs. gibi bir çok alanda faaliyet göstermek üzere kurulmaları ve faizsiz hizmet vererek özellikle ülkemizde türlü spekülatif işlemlerle krizler oluşturan yabancı menşeli büyük sermaye sahiplerinden ekonomimizi mümkün mertebe kurtarmaları, halka yayılmış adil ortaklık yapıları ile milletimizin kazancını artırmaları ve kendi milli sermayemizi geliştiren, büyüten bir hüviyetle faaliyet göstermeleri; milli ekonomimiz açısından son derece önemli ve daha fazla ertelenmeyecek kadar gereklidir.

Bu bankalar faizsiz katılım bankaları olarak kurulmalı, hiçbir şekilde fonlarının konusu olmayan işlerde kullanılmasına izin verilmemeli, tamamen faturalı/belgeli şekilde fonlama işlemleri gerçekleştirilmeli, ortaklık yapısı devlet haricinde hiçbir ortağa diğerinden fazla ortaklık hakkı verilmeyecek şekilde düzenlenmeli, gelirlerin üyelerine yani halka aynı oranlarda dağıtılması sağlanmalı ve hazırlanacak kanunlarla denetimleri en üst seviyede gerçekleştirilmelidir.

Rabbimiz devletimize ve milletimize bu ve benzeri girişimler vesilesiyle kendi kaynakları ile gelişip güçlenmeyi, dünyanın dört bir yanındaki ihtiyaç sahiplerine el uzat bir güç olmayı nasip eylesin…