Bu yazı; Fikri takip hezeyanı olmaktan öteye gitmeyeceği bilinerek yazılmıştır.

     Bu yazı; Fikri takip hezeyanı olmaktan öteye gitmeyeceği bilinerek yazılmıştır.

         Kültür kelimesi günlük hayatta çok çeşitli anlamlarda ve cümlelerde kullanılmaktadır. Çok yönlü bir olgu olduğu bilinen kültür, Latince’de ekip biçmek, sürmek anlamını 17.yüzyıla dek korumaktadır. Ancak günümüzde toplum bilimciler kültürü şu şekilde ifade edilmektedir: “İnsanların edindiği gelenek, görenek, eğitim, öğretim, hukuk, siyasal kurumlar gibi yollarla birbirlerine ve daha sonraki kuşaklara ilettikleri nesnelerle, bilgi, sanat, hüner ve alışkanlıklar, inanç ve değerlerin toplamıdır.”

Kültür bir milletin kimliğidir. Bir toplumun uygarlığı, onun sanat değerleri ve kültür varlıkları ile simgelenir. Yaşadığımız topraklar Yüzyıllar boyunca çeşitli Uygarlıkları üzerinde barındırmıştır. Yaşadıkları alanlara Kültürel değerler yükleyerek, Sanat eserleriyle önemli kılan toplumlar; varlıklarını önemli ölçüde korumuşlardır. Toplum hayatındaki çeşitli değerler sistemi arasında kültürün özellikli bir yeri olması en eski çağlardan günümüze kadar ulaşmaktadır.

Uygarlık kültürü, sanat kültürü gibi çeşitli yüklemeler yaptığımız kültür kavramı sahip çıkılması gereken bir olgudur. Toplum bilimcilerin yapmış olduğu tanımdan yola çıkarak diyebiliriz ki; kültür bir milletin kalıcılığını, gelişmişliğini, uygarlığını, üretilen sanatların zenginliğini ifade etmektir. Sahip çıkılan bir kültür o milleti daima yükseltmektir.Ulusları dünyaya tanıtan ve yücelten bir olgu olarak bilinmektedir.

Bağlayıcı, birleştirici, bütünleştirici ve kaynaştırıcı olan, duygu ve inanç birliğini sağlayan Kültürdür. Güçlü, güvenilir, sarsılmaz, yok edilmez ve devamlı ortak değerlere, niteliklere ve davranışlara kültür sayesinde sahip olunabilir. Şüphesiz, bu milli kültürün maddi ortamında verilmelidir, verilecektir. Böylece, çocuk, genç veya yetişkin, kendi manevi ve maddi kültür içinde yetiştirilmiş olacaktır.

        “İnsan yaşadığı yere benzer.” Der Edip Cansever. İnsan nasıl ki parçadan bütüne doğru, akıp giden zaman içerisinde kademe kademe şehri inşa ediyorsa aynı doğrultuda şehir de insanı inşa etmektedir. Herkes yaşadığı yere/şehre nispetle birbirinden farklılaşır.

          İbn Haldun, Mukaddime’sinde sanatların mükemmelliğini hadaretin (medenilik) kemâline, ileri seviyede olmasını ise onlarla ilgili talebin fazla olmasına bağlar. Şehirlinin kemal seviyesi ve sanat ile ilgili talebi arttıkça, şehrin kendisine de yansıyacaktır.

        Bir şehrin kültürel gelişmişliği; kültür ve sanat etkinlikleri, şehir halkının etkinliklere katılımı ve katkısı, oluşturulan sanat ortamının sürekliliğidir.  

        Binlerce yılda birikmiş olan soyut ve somut kültürel mirasa sahip Ege coğrafyasının zengin şehri Manisa’da Şehrin kültür çeşitliliğini, insanlığın ortak mirası olarak algılamak, benimsemek, sahiplenmek, paylaşmak, bunların gelecek kuşaklara doğru ve sağlıklı biçimde aktarılması için çalışmalar yaparak toplumsal duyarlılık oluşturmak, kültür bilincini geliştirmek ve şehrin kültür hafızasını canlı tutmak şehir ve şehirliyi bütünleştirir.

       Modern zaman şehirlerinin yapısal dönüşümlerini; kültür ve sanat eksenli devasa bir kentsel dönüşüm ile gerçekleştirmek, yerel kültür, ulusal ve uluslararası kültür paylaşımlarıyla sürdürülebilir kılmak; ekonomik ve sosyolojik sonuçlarını da şehre yansıtacaktır.

        Edip Cansever‘in cümlesini biraz değiştirerek tekrardan kurabiliriz: “İnsan, yaşadığı şehre benzer.” Aynı zamanda şehir de onu vücuda getiren insana benzer. İnsan ve şehir birbirinin ruh ikizidir desek yanılmış olmayız.