13 kat fazla kazanıyorlar 13 kat fazla kazanıyorlar

Kıymetli okurlarımız, son dönemde bankacıların ve müşterilerinin gündemini meşgul eden konuların başında Kasım ve Aralık aylarında yaşanan dövizdeki hızlı yükselişin önüne geçmek üzere tasarlanan Kur Korumalı Mevduat Hesapları yer alıyor. Faiz hassasiyeti olanlar için Katılım Bankalarında da açılmaya başlanan bu hesaplar caiziyet açısından ciddi derecede kafa karıştırmış durumda.
 
Birçok TV, radyo ve sosyal medya programında farklı cemaatlerden hocalarımız tarafından ele alınıp farklı fetvaların verilmesi ile faiz hassasiyeti olan vatandaşların kafasını ciddi derecede karıştıran bu mesele üzerine ilgililerinin zihnini rahatlatacak bir yazı kaleme almak istedim.
 
İslam hukukunun açısından, özellikle de ülkemizde yaygın olarak mensubu olduğumuz Hanefi mezhebinde, hüküm verilirken niyet kavramının merkeze alınması olmazsa olmazlardandır. Bu nedenle ki öncelikli olarak bu hesap türünün hangi sebeple hayatımıza girdiğini kavramak ve verilecek hükümleri bu pencereden değerlendirmek gerekmektedir.
 
Kasım ve Aralık aylarında yaşanan döviz kurlarındaki  (Amerikan Dolarının 9 TL’den 18’ye / Euronun 11 TL’den 19 TL’ye) anormal yükseliş ülke ekonomimizi çok ciddi derecede etkilemiş ve hatırı sayılır bir enflasyonun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Maliye Bakanlığı tarafından yapılan çalışmalar sonucu ortaya konulan yazımıza konu Kur Korumalı Hesapların hayatımıza girmesiyle dövizin ateşi söndürülmüş ve kurlarda ani bir düşüş yaşanmıştır.
 
Hükümetin yatırımları artırmak ve ülkemizin sağlıklı bir şekilde büyümesini sağlamak adına Merkez Bankası aracılığı ile faiz oranlarını aşağıya çekmeye ve ülkemizin kaynaklarının yurtdışına transferini engelleyerek vatandaşlarımızın refahını artırmaya yönelik kullanılmasına yönelik çalışmalarına bir tepki olan bu artışların sonucundan başta sabit gelirliler olmak üzere tüm ülke fiyatlara olan yansımalarından son derece etkilenmiştir.
 
Türkiye’nin içinde bulunduğu faiz oranı ligine bakıldığında ülkemizin potansiyelinin ve ekonomik gücünün yanından bile geçemeyecek derecede gelişmişlik seviyesi düşük ülkelerle aynı ligde tutulup kaynakları sömürülmeye çalışıldığı net bir şekilde anlaşılmaktadır.
 
Surinam, Venezuela,  Zimbabve, Sudan, Liberya ve Haiti gibi üçüncü dünya ülkeleri ile aynı yüksek faiz liginde tutulmaya çalışılan ve bu adaletsizliğin ortadan kaldırılması için yapılan girişimlere en sert şekilde önleyici hamlelerde bulunan, yatırıma dönüştürülmeyen ve faiz geliri elde etmek üzere ülkemizde tutulan yurtdışı kaynaklı kısa vadeli sıcak paranın sahiplerince yapılan bu operasyonun ortaya çıkardığı zararı telafi etmek ciddi bir emek ve zamanımızı alacak gibi durmakla beraber Türkiye’nin bir yerde bu adaletsiz sömürüyü durdurmak zorunda olduğu da aşikardır. Bu amaçla atılan faiz indirimi adımlarını da finansal tercihlerimizle desteklemek hepimizin görevleri arasındadır.
 
Ortaya konulan bu yeni mevduat ürünü ile döviz kurları üzerinden yapılan operasyonun önü kesilmiş durumda olup her ne kadar etkileri halen daha devam ediyor olsa da piyasalara TL bazında ciddi bir rahatlama sağlanmış, spekülatif işlemlerin önü kesilmiş ve milletimizin tasarruflarının yeniden yatırıma döndürülmesi adına önemli bir adım atılmıştır.
 
İşte böyle bir ortamda özellikle yatırımların ve ticaretin önünün açılması adına oluşturulan bu yeni mevduat ürününün caiziyeti hakkında hüküm verilirken muhakkak bu meselenin açılmasına neden olan olaylar ve gerçekleştirilen hamlelerin niyeti de İslam Hukuku çerçevesinde verilecek fetvalar açısından son derece önemlidir.
 
Sömürü zihniyetinin enstrümanlarına karşı oluşturulan bu geçici ve niyet bakımından milletimizi koruma adına geliştirilmiş enstrüman konusunda birikimlerini dövizden Türk Lirasına çevirmek isteyen vatandaşlarımızın, kararlarını verirken faiz hassasiyetleri nedeniyle karışın zihinlerini aydınlatmak için bir fetva yöntemi olan kıyas yöntemi ile karar verebilmelerine adına tarihimizde yaşanan benzer bir olayı hatırlatmak isterim.
 
Kanuni Sultan Süleyman devrinde para vakıfları olarak bilinen ve esnaf ve zanaatkârların kullanımı için hayırseverler, meslek loncaları ve devlet görevlilerinin ihsanları ile kurulan para vakıflarının işlemlerinin faizli mi yoksa faizsiz mi olduğuna dair hakkında dönemin kazaskerleri ve şeyhülislamlarınca risaleler yazılacak boyuta ulaşan bir caiziyet kavgası yaşanmış ve sonuç olarak işlemlerde faiz konusunda şüphe bulunduğuna dair karar alınıp bir süreliğine bu kurumların borç verme işlemleri durdurulmuştur. İlerleyen dönemde, bu karar sonrası esnaf ve zanaatkarların yabancı milletlere mensup tefecilerden para aldıklarının ve ciddi borçlanmalar sonucunda işlerini ve varlıklarını kaybetmeye başladıklarının görülmesi üzerine mesele bu defa dönemin şeyhülislamı olan ve fetvalarından halen daha yararlandığımız büyük alim Ebusuud Efendi Hazretlerince ele alınmıştır.
 
Ebusuud Efendi durumu tüm yönleri ile inceleyip Müslüman ahalinin yabancı milletlerin tefecilerince sömürüldüğünü ve bunun her şeyden önce Müslüman toplumuna zarar verdiğini görünce meseleyi İslam Hukuku terimlerinden olan mesalih-i mürsele, bir diğer adı ile ıstıslah açısından ele alarak toplumun faydasını gözeterek istihsan ile yani akla gelen en kolay güzel çözüm ile karara bağlamış ve para vakıflarının tekrar borç verme işlemlerine başlamasını serbest bırakmıştır. Böylece yabancı tefecilerin elinden kurtulan ticaret ve zanaat erbabı rahatlamış, ekonomik faaliyetlerine devam etmişlerdir.
 
Görüldüğü üzere, hakkında caiziyet konusunda bir tartışma olan meselede fetva veren Ebusuud Efendi, meseleyi halkın ve Müslümanların faydası açısından ele alarak yabancı tefecilerin elinde ciddi ekonomik zarara uğrayan tebaanın düştüğü durumun oluşturduğu olumsuzlukların derinleşmesine ve neticesinde ülkenin ve ümmetin zayıflamasına müsaade etmemiş, olaya geniş bir perspektiften bakarak karar vermiş ve sömürüyü durdurmuştur.
 
Günümüzde yaşanan bu olaylar tarihin tekerrüründen ibaret olup ürünün ortaya konmasındaki niyet ve plan göz önünde bulundurulduğunda devletin ve milletin hayrı için alınması gereken kararların ve verilmesi gereken fetvaların açık bir şekilde ortada olduğunu düşünüyorum. Zaten bu konuda yani kur korumalı hesaplar hakkında fetva veren İslam Hukukçularının da olaya bu perspektiften baktıklarını görüyor ve onlara destek olmaya gayret ediyorum.
Tabii ki en doğrusunu Allah bilir.