Hz. Peygamber Medine’ye geldiğinde şehir halkının yılın iki gününü tören ve eğlence ile kutladıklarını görmüştü. O dönemde bayram coşkusunu hisseden çocuklardan biri olan Enes’in dilinden bu iki bayramın değiştirilmesi şöyle anlatılır;

Enes (b. Mâlik) anlatıyor: “Hz. Peygamber (sav) Medine’ye geldiğinde halkın eğlence ile geçirdiği iki gün vardı. Hz. Peygamber: ‘Bu iki gün (ün özelliği) nedir? diye sordu. “Cahiliye döneminde o günlerde eğlenirdik” dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: ‘Şüphesiz Allah sizin için o günleri onlardan daha hayırlı olan Kurban ve Fıtır (Ramazan) bayramlarıyla değiştirdi. (Ebu Davud, Salat, 239)

Önümüzdeki Cuma günü Kurban bayramını idrak ve ihya edeceğiz. İbrahimî bir sadakat ve İsmailî bir teslimiyeti dirilten, kurbumuza vesile mukarrebûndan olma çabamız olan kurbanlarımızı Rabbimiz kabul buyursun.

Mesele etleşmek değil elbet, dertleşmek, paylaşarak, bölüşmenin hazzına varabilmektir.

Hz. Âişe’den rivâyet edildiğine göre, Peygamber hanımları bir koyun kesmişlerdi deRasûlullah (s.a.s.): “Koyundan ne kadarı kaldı.” diye sordu. Âişe, dedi ki: “Sadece kürekkemiği bölgesi kaldı! Gerisini dağıttık” deyince; Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Küreğinden başka hepsi bize (sevap olarak) kaldı.”(Tirmizi, Kıyâme, 33)

Abdullah b. Ömer’e Hz. Peygamber’in kurban ibadetini sorarlar. “Farz mıdır? Vacip midir? bilmem. Lakin bilirim ki on yıl Allah’ın elçisi ile kaldım. Her yıl kurbanını kendi kesti” der.

Kurbanın tarihi insanlık tarihine denktir. Mahiyeti farklılık arz etse de Hz. Adem’in iki oğlunun kurbanından bahseder Rabbimiz;

Onlara, Âdem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), «Andolsun seni öldüreceğim» dedi. Diğeri de «Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder» dedi (ve ekledi:) (Maide 5/27)

Ve ayetin sonunda ki “Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder” vurgusu mesajın odağında yer alır. Rabbimizin ancak muttakilerden kabul ettiği bir hediyedir kurban.

Ve yine Rabbimiz seslenir, Kurbanların etleri de kanları da Allah’a ulaşmaz…

"Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşmaz. Fakat sizin takvanız (yani Allah'a olan samimi saygınız) O'na ulaşır. Allah, onları bu şekilde size boyun eğdirdi ki, size (onları emriniz altına alma) yol(unu) gösterdiği için Allah'ın büyüklüğünü haykırınız. Yaptıkları işleri güzel yapanları ve iyilikte bulunanları müjdele." (Hac, 22/37)

 

 

Bütün insanlığa bir ödevdir Kurban…

Biz, her ümmete- (Kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah'ın adını ansınlar diye- kurban kesmeyi gerekli kıldık. İmdi, İlâhınız, bir tek İlâh'tır. Öyle ise, O'na teslim olun. (Ey Muhammed!) O ihlâslı ve mütevazi insanları müjdele!  (Hac, 22/34)

Hz. İbrahim’den bize taşınan efendimizin bir sünnetidir.

Hz. Peygamber’i kurban keserken gören arkadaşları sordu: “Ey Allah’ın Resûlü! Bu kurbanlar nedir?” Efendimiz (sav), Babanız İbrahim'in sünnetidir.” diye cevapladı. Sahabe, “Peki, bu kurbanlardan dolayı bize ne kadar sevap var?” diye sorunca Resûl-i Ekrem, “Her kıla karşılık bir sevap.” buyurdu. Sahâbe, “Ya yünlü (koyun-keçi) olursa?” deyince Resûlullah (sav), “Yünden de her bir kıla karşılık bir sevap vardır.” cevabını verdi. (İbn Mâce, Edâhî, 3)

Şüphesiz maldan, mülkten, evlâdü iyalden fedanın adıdır Kurban. 'İsmail'ini feda eden 'İsmail'ine kavuşacaktır. O'nu kendisi için saklayanda ondan ebediyyen mahrum kalacaktır. İsmail'imize kavuşmak için, O'nu feda etmenin kazanmak olduğunu bilmeliyiz. Senin İsmail’in hangisi ise sen de kurban et.

Yetime yoksula ulaşmayan kurban bir çiğnemlik et olarak kalacaktır.

Bize kalan ulaştırdıklarımız ve ulaştıklarımızdır.

Kurbanımız kurbumuza vesile olsun…

Akıttığımız kanlar akacak kanları engellesin…barışı hakim kılsın…duamızla…

KURBAN: Kurban Bayramı’nda, Allah’a ibadet maksadıyla kesilen ve belli nitelikleri taşıyan hayvana denir. Zekât ve bayram namazları gibi kurban da hicretin ikinci senesinde teşri kılınmıştır. Bir ibadet olarak teşri kılınması kitap, sünnet ve icma-ı ümmetle sabittir.

Arapça’da gerek maddî gerekse mânevî her türlü yakınlığı ifade eder. Özel olarak da Allah’a yakınlık sağlamak amacıyla kesilen hayvanı ifade eder.

Akıllı, hür, mukim ve dini ölçülere göre zengin sayılan mümin, ilâhî rızayı kazanmak gayesiyle kurbanını kesmekle hem Cenab-ı Hakk’a yaklaşmakta, hem de maddi durumlarının yetersiz olması sebebiyle kurban kesemeyenlere yardımda bulunmaktadır. Bu ibadetin ruhunda Hakka yakınlık ve halka fedakârlıkta bulunma anlayışı vardır.

İslâmî literatürde ibadet amacıyla kesilen hayvana udhiyye (dahiyye) eti için kesilen hayvana zebîha denilir. Udhiyye adlandırması, hayvanın kurban bayramında kuşluk vakti (duhâ) kesilmekte oluşuyla açıklanır. “İbadet” anlamında nesîke, nüsük ve mensek de özelde kurbanı ifade eder. Hac ve umrede kesilen kurbanlar ise genel olarak “sevkedilip götürülen, sunulan şey” mânasında hedy veya kesilen hayvanın büyükbaş ya da küçükbaş oluşuna göre bedene ve dem şeklinde özel isimler almış, doğan çocuk için kesilen kurbana da yeni doğan çocuğun başındaki saçın adından hareketle akîka denilmiştir.

Kurban bir gelenek değil, kitap ve sünnetle meşrûiyeti sabit olan bir ibadettir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:

Kendileri için birtakım faydalara tanık olsunlar ve (Allâh'ın) kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allâh'ın adını ansınlar. Onlardan yiyin, sıkıntı içinde bulunan fakire de yedirin.  (Hacc 22/28)

Rabbim kurbanlarımızı kabul eylesin.