ACI, UMUT VE ZAFER…

Kurtuluş Savaşımızı galibiyetle taçlandırdığımız gün olan 30 Ağustos 1922 tarihinin 100. yıldönümünde Zafer Bayramı’nı coşkuyla yaşadık…
Önceki günkü yazımda bu zaferin öncesini; yani yaşanan acıları, çekilen çileleri iyi bilmek ve idrak etmek gerektiğini, zaferin değerinin de bu şekilde anlaşılabileceğini belirtmiştim.
Bin yıldır yaşadığımız topraklara adaleti ve huzuru hakim kıldıktan sonra bizim dışımızda gelişen nedenlerle 1. Dünya Savaşı’na dahil olmamız, bizim gibi yorgun ve bitkin müttefiklerimizle yaşadığımız acı sonuç ve sonrasında Mehmet Akif’in ‘tek dişi kalmış’ canavar diye tanımladığı sözde medeni Avrupa ülkeleri tarafından ülkemizin işgal edilmeye çalışılması karşısında tarihinde eşine az rastlanır bir destan yazdık. 
Aslında bin yıldır yaşadığımız Anadolu topraklarının bize verdikleri karşısında, biz de kanımızı dökerek, canımızı vererek bu topraklardan vazgeçemediğinizi tüm dünyaya haykırdık bu vesileyle. Tabi, bayrağımızda temsil edilen özgürlüğümüzden ve kutsal değerlerimizden vazgeçemeyeceğimizi de…
Her bir milli bayramımızın anlamı çok büyüktür. Her bir milli bayramımızın çok daha coşkulu kutlanması gerektiğini düşünüyorum. Bu günlerin ne anlama geldiğinin, neden ‘bayram’ olarak kutlandığının ve de nasıl kutlanması gerektiğinin çocuklarımıza çok daha iyi anlatılması gerekir.
Dün 100. kez millet olarak 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı idrak etmenin mutluluğunu ve gururunu yaşadık. İnşallah nice asırlar müreffeh ve barış içinde yaşayan bir toplum olarak tüm milli bayramlarımızı daha da coşkulu bir şekilde kutlarız. Akif’in “Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı” yazdırmasın duası gibi, inşallah bir daha zaferle sonuçlansa bile hiçbir savaş yaşamayız millet olarak…