Yeni bir bayrama kavuşmanın heyecanından çok eski bayramların tadını aradığımız bir başka bayramı daha geride bıraktık!

Ekonomik sıkıntılar nedeniyle bir kısmımız uzun yollara çıkmaya, masraflı işlere girmeye çekindik. Hal böyle olunca birçoğumuz aile içinde veya yakın çevreyle mütevazi bir bayram yaşadık.

Ben birkaç günlük tatili fırsat bilip Manisa'nın bazı tarihi ve manevi mekanlarını da ziyaret etmeyi tercih ettim. Uzun süredir restorasyon halinde olan Ulu Camii'nin son halini merak ediyordum, halen kapalı olduğunu gördüm.

Aşağıya, Muradiye Camii'ne doğru inip Mimar Sinan'ın o her gördüğümde hayran kaldığım eserini izledim. Sonra Manisa sıcağından, muhteşem caminin serin iklimine girdim. Yüz yıllardır ayakta duran bu eserin nice bayramlara şahitlik ettiğini düşündüm...

Sultan ve Hatuniye Camilerine de uğradım. Biraz da hani her bayramda aklımıza gelen geççmişlerimizin kabirlerini ziyaret etme edasıyla, ecdadın inşa ettiği bu kutsal mekanları görmek bir ahde vefa gibi geldi bana...

Manisa'daki bu beş büyük camiyle sınırlı kalmadı ziyaretlerim. Adları pek bilinmeyen ama benim çok etkilendiğim nice küçük cami ve mescitler var. Mesela Çeşnigir Camii... Bahçesi de iç mekanı da büyük huzur verir bana... Mesela Haki Baba Mescidi, İlyas Bey Mescidi, Ali Bey Camii. Yine muhteşem mimarileriyle Lala Paşa Camii ve İvaz Paşa Camii...

Bu bayram, ilk kez dikkatimi çeken küçük bir mescit daha oldu. Ağlayan Kaya'nın biraz alt tarafında Dere Mescidi'ni keşfettim. Tarihi bir yapı, yanlış hatırlamıyorsam 1600'lü yıllarda yapılmış. Öylesine küçük ki, dikkat edilmezse gözden kaçması çok doğal. İç mekanı 20-30 metrekare ancak vardır diye düşünüyorum. İçine girdiğinizde verdiği huzuru anlatamam...

Manisa'da uzun yıllardır yaşamıyorum, yeni yeni keşfediyorum bazı şeyleri. Gördüğüm tarihi eserlerin korunanlarından çok etkileniyor, ihmal edilenler karşısında üzülüyorum. Keşke her biri gerektiği gibi korunabilse...