Fotoğraf, ne maksatla çekiliyor olursa olsun, fotoğrafçının aklında beliren görüntünün başarılı ya da başarısız bir biçimde duyarlı yüzeye aktarılmasıdır. Görüntü, öncelikle fotoğrafçının niyetidir; anladığı, görmek istediği ve göstermeye çalıştığı şeyin adıdır. Hal böyle olunca fotoğrafçının içinde bulunduğu gerçeklik, görüntüye çok farklı biçimlerde yansıyabilir. Bu yansıma zihnin yansımasıdır, algının dışa vurumudur.

    Algı, eğer kişisel ifadenin eksenini kuran unsursa, fotoğrafçının içinde yaşadığı şartlar, yetişme koşulları ve edindiği kültür, yani bir bütün olarak kendi gerçekliği, fotoğrafçının  algısını belirler.

      Fotoğrafçının zihni, bulunduğu ortamda, “buradan bir “güzellik” nasıl yaratabilirim?” diye işliyorsa farklı bir görüntü, “buranın gerçeği nedir?” diye işliyorsa farklı bir görüntü çıkar ortaya. Tıpkı bunun gibi toplumların da fotoğrafçıların yaklaşımlarına göre değişen görüntüleri vardır. Bu görüntüler, yaratılmış imajlar olabileceği gibi bir hakikat arayışının hikayesi de olabilir.

     “Yaratılmış imaj”  bana göre günümüz fotoğrafçılığın sorunlarından biridir. Hakikatiyle ilgilenmeden yaratılmış güzellikler, o yerin yaratılmış imajlarıdır, gerçeğin değil fotoğrafçının zihnindeki güzelliğin yansımasıdır, tümüyle kişiseldir. Öz’e inecek olursak “görünen” ile “gerçek” arasındaki ilişkiyi sorgulamakla başlar her şey. Fotoğrafçı, o sırada kafasında oluşan görüntüyü gözleriyle görerek kaydettiği için mutlak bir gerçekliği ele geçirdiği hissine kapılır. Üstelik ortaya çıkan görüntü, gerçeğinden daha “gerçek”, gözle görülenden daha “güzelse” fotoğrafçının hisleriyle de birleşerek sarsılmaz bir doğruluk kazanır. Gerçekte budur. Biraz zülfüyare dokunmak gerekirse de; gerçeğin değil, “zihinlerde yaratılmış güzelin” peşinden koşan fotoğrafçı nüfusunun arttığına şahit oluyoruz. Gerçeğin fotoğrafa kurban edildiği güzelliğin peşinden koşan fotoğrafçılar..

      Gerçek güzelliği yansıtmak varken, her ahval ve şerait altında bir güzellik yaratma bilinciyle çekilen fotoğraf, fotoğrafı öldürmez mi? Fotoğraf yalnızca “fotoğraf” değildir sözünden ışıkla; görünenlerin arkasındaki gerçeğe bakmak gerekir..

     Ara Güler ustanın “Ben sadece gördüğümü çekiyorum” sözü fotojurnalizmi seçtiği, fotoğrafçılığa tarihçilik misyonunu yüklendiği için fotoğrafı tarihe not düşmek olarak nitelendiriyor.Yanigerçeği, her şeyi olduğu gibi yansıtıyor. Her tür gerçeklikten klişe güzellikler yaratma ekolüyle değil.

     Kendi yarattığımız fotoğraflarla gerçeğimizden kopuyorsak, kendimize karşı dürüst davranmıyor,kendi iç sesinizi dinleyip vizyonumuzu göz önünde bulundurmuyorsak ?

O halde NEDEN ÇEKİYORUZ?