Uyku belli döngülerin belli bir düzen içinde süre geldiği bir süreçtir ve rüyalar da bu döngünün bir parçasıdır. Bir sonraki yazımızda konuşacağımız “ Neden rüya gördüğümüz “ tartışıla dursun, bugün rüyasını canlı yaşayanları anlatmak istiyorum.

Yunusemre katı atık transfer istasyonunda sona yaklaşıldı Yunusemre katı atık transfer istasyonunda sona yaklaşıldı

Uyumakta olan birini izlersek; kimi zaman hareket ettiğini, kimi zaman ise hiç kıpırdaman  yattığını gözlemleyebiliriz ! İşte bu hareketsizliğin gözlendiği evre “Rüya evresidir” . Rüya evresinde kaslarımızda bir çeşit geçici felç durumu oluşur ve bu yüzden hareketsiz yatarız.

Rüya evresinde yaşanan hareketsizlik durumu, vücudumuzun bir çeşit savunma mekanizmasıdır  aslında...Tersi olsa idi, rüyamızda ne görüyor isek onu yapmaya çalışırdık. Konuşabilir, yanımızdakine vurabilir, hatta koşabilir, belki de bir yerlerden atlamaya çalışırdık. Kendimize ve çevremizdekilere zarar verebilirdik. Ancak bu durumu yaşayan kişiler de olabiliyor.

Rüyayı canlı yaşamak çocukluklarda görülebilen, genelde erişkinlikte kendiliğinden geçebilen bir uyku bozukluğudur. Nadiren erişkinlikte devam eder. Önceleri bu durumun psikolojik olduğu düşünülürdü.

Bugün erişkin dönemde rüyayı canlı yaşamanın – her zaman olmasa da-  Parkinson ve demans hastalıklarının öncü bulgusu olabileceği biliniyor. Ve bu durum hastalıklar başlamadan on yıllar önce başlayabiliyor!

Dolayısı ile, erişkin yaşta böyle bir durum ile karşılaşırsak  önemsemeli ve konusunda uzman bir hekime başvurmalıyız. Belki sadece uyku bozukluğudur, belki de gelecekte olabilecek hastalıkların öncü belirtisi...Her ne kadar  bu hastalıkların günümüzde kesin bir tedavisi olmasa da, belki tanı konana kadar çare bulunacaktır, kimbilir...

Günümüzde en azından erken tanı ile  her iki hastalığın yavaşlatılabildiğini, bazen kaybedilen becerilerin yerine geri gelebildiğini vurgulamak istiyorum. Bu da sağlıklı yaşanabilecek birkaç yıl anlamına gelir.

Güzel yaşamak dileği ile...