"Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir?

Mübtelâyı gâma sor kim geceler kaç vakit?" der Sâbit.

Yani, "En uzun geceyi müneccime, muvakkite (takvim yapana) sorma, onlar bilmez. Gecelerin kaç saat olduğunu gama tutulmuş olana sor."

Geceler uzundur, en çok da dert çekenler için. Kimi zaman bir hastalık, kimi zaman bir hasret, kimi zaman başka bir ızdıraptır geceyi uzun kılan.

En uzun gece olarak bilinen ve Osmanlıcada şeb-i yelda olarak adlandırılan 21 Aralık tarihi üzerine nice şiirler yazılmıştır. Ama hep dert üstüne, gecenin yalnızlığı ve karanlığı üzerine...

Ben ise bu gecenin bir iç muhasebeye vesile olması gerektiğini düşünenlerdenim.

Yılın en uzun gecesi, anlamı  itibariyle bir dert ve sıkıntı durumu olsa da sonrasındaki her gecenin bir öncekinden daha kısa olacağı gerçeği bu gecenin içinde büyük bir umudu barındırdığını gösterir.

Hayatta insanın kendini gerçek anlamda muhasebeye çekmesi zordur. Bunun için maalesef genelde büyük felaketlerle karşılaşması gerekir. Keşke bir şeyleri vesile kılıp sık sık hepimiz iç muhasebeler yapabilsek...

Bunu yaptığımızda göreceğiz ki; aslında hayatta önemsediğimiz, büyük bir enerji ve zaman harcadığımız bir çok şey hiç de önemli değil. Dikkate almadığımız veya ihmal ettiğimiz bir çok şey ise aslında çok önemli.

Çok klişe bir tabir olan '3 günlük dünya' gerçeğini unutmamak gerekiyor. Dertler, sıkıntılar biter; acılar unutulur, tüm yaralar kabuk bağlar. Uzun geceler kısalır, günler uzar. Her geceden sonra sabah olur ve her kışın sonu bahar...

Kısa ömrümüzün sonu gelmeden, hayatı yaşanması gerektiği gibi yaşamayı öğrenmek en büyük meziyettir.

Hiçbir gönül kırmadan, hiç bir kul hakkına girmeden, şımarıp da Yüce Yaratıcı'nın gazabına uğramadan bitirilebileceğimiz bir dünya hayatı, ne büyük bir şereftir bizler için...