Folklor ürünlerinin insanlık tarihi kadar eski olan rolü, kurgusu, işlevi modern zamanlarda “kimlik inşasında” önemli bir rolü olan politik bir form kazanmıştır. Ekonomik ve siyasi gücü baskın olan kültürler küreselleşme, dijital pazar ve kültür endüstrisi gibi nedenlere bağlı olarak diğer kültürler üzerinde baskın hâle gelirken UNESCO’nun 17 Ekim 2003 tarihli 32. Genel Konferansı’nda kabul edilen “Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi” ile somut olmayan kültürel mirasın da tıpkı maddi ve doğal miras alanları gibi var olduğuna ve değerli olduğuna dikkat çekilmiştir. Bu bağlamda da toplumların kimliklerinin bir parçası olan, “yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan” aynı zamanda da “doğal ve sosyal bağlam içerisinde hâlâ yaşayan ve uygulanan pratikleri” kapsayan somut olmayan kültürel miras unsurlarının korunması gerektiğinin vurgusu yapılmıştır. Dolayısıyla korumanın tam olarak nasıl gerçekleşeceğine ilişkin literatürde pek çok çalışma yer almış ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri çevresinde bütünsel yaklaşımlarla, bağlamından kopartılmadan “yayarak” ve “yaşatarak” bir korumanın mümkün olacağı ortaya konulmuştur. Somut olmayan kültürel miras unsurlarının korunabilmesi için yaşatılması, yaşatılması için de “farkında olunması” gerektiği gerçeğinden yola çıkılarak Türkiye genelinde yapılan bu çalışmada somut olmayan kültürel miras unsurlarının farkındalığı üzerinden bir değerlendirme yapılmıştır. Sözleşmenin amacına ulaşmasında anahtar kavramlardan biri olan “farkındalık” kültür aktarımının sağlanması sürecinin ilk basamağı ve nirengi noktasıdır.

          “Bilgileri, inançları, sanatı, ahlakı, hukuku, gelenek ve görenekleri, insanın toplumun bir üyesi olarak edindiği bütün becerileri ve alışkanlıkları kapsayan bir bütün” olan kültür, toplumsal ağırlıklı bir kavramdır ve toplumsal olan da iletişime dayalıdır. Dolayısıyla kültür yaşlı ve genç kuşağın iletişim hâlinde oldukları ortamlarda kuşaktan kuşağa aktarımı olanaklı kılmaktadır. Nihayetinde “insanlar sosyal bir ağ içerisinde” yer alır ve bio-psiko-sosyal yönleri ile kültürel bir varlık olan insan, içinde bulunduğu çevresel sistemlerden etkilenir ve çevre içerisindeki diğer insan ve sistemlerin birbirleri üzerinde etkileri vardır. Bu etkileşim/aktarım sürecinde tabi ki bireyler, gruplar, topluluk ve sivil toplum kuruluşları, eğitim kurumları ve kitle iletişim kurumları gibi pek çok aktör bulunmaktadır. Fakat somut olmayan kültürel miras listesinde yer alan “Alevi-Bektaşi ritüeli semah”, “Kırkpınar yağlı güreş festivali”, “mesir macunu festivali”, “geleneksel sohbet toplantıları” gibi kimi miras unsurlarının icralarının fiili olarak belirli bölgelerde ya da gruplar arasında icra edilmeleri gibi nedenlerden dolayı, bu kültürel miras unsurlarının farkındalığının Türkiye genelinde sağlanmasında medyayı aktif bir şekilde kullanmayı, medya dolayımıyla bu miras unsurlarının sunumunu yapmayı gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda farkındalık oluşturma sürecinin bir diğer önemli basamağı olan “maruz bırakma” aşamasında sosyal medya, medya, tüketim davranışları, pazarlama stratejileri gibi pek çok aktörü olan araçlarla somut olmayan kültürel miras unsurlarının sunumu yapılmalıdır.

           UNESCO tarafından 17 Ekim 2003 tarihinde kabul edilen “Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi” kapsamında Somut olmayan kültürel mirasın önemi ve korunması konusunda, özellikle yeni kuşakların daha fazla bilinçlendirilmesi gerektiği üzerinde durulmuştur. Bir toplumu oluşturan fertlerin temel vazifelerinden birisi sahip oldukları kültürün korunması, yaşatılması ve aktarımıdır. Bunun gerçekleşmesi için toplumun kültürel değerlerine sahip çıkması, tanıması ve hatta maruz kalma anlamında yaşaması gerekmektedir.

           UNESCO’nun 2003 Sözleşmesi kapsamında oluşturulan “İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsilî Listesi”ne Türkiye adına “Mesir Macunu Festivali” 2012 yılında kayıt olmuştur. “Geçmişten kendisine kalanı geleceğe aktarma sorumluluğuyla” hareket ederek kültürel miraslarımız konusunda, her bir birey önce bilgi birikimini zenginleştirmeli, farkındalık sahibi olmalı ve en yakın çevresinden başlayarak etrafına yayma politikası gütmelidir. Yerelden ulusala ulaşmanın en etkili sunumunun eğitim ve medya aracılığıyla yapılacak olanlar olduğu, ayrıca tüm yaş grubuna ulaşmanın ise medya sayesinde mümkün olacağı unutulmamalıdır.