Ne oldu da tutamadık biz onca güzel şeyi? Ne geçti bunca şeyin önüne ve o güzel olan her şey geçim derdi, ekmek kavgası, samimiyetsiz duyguların gölgesinde kaldı? Ne oldu da çıkar bu kadar ön planda oldu?

Bunların hepsi ilmek ilmek işlendi. Ve maalesef başarılı da olundu. Televizyon geldi; aile sofraları, akşam sohbetleri bitti. İş yükü artırıldı; dost meclisi, misafircilik bitti. Kendini gösterme ‘ben’ savaşı açıldı. Bununla birlikte aile kavramı arkadaşlık bitti…

Eşler arasında maaş, statü, bencillik kol gezerken birde karı koca olma yarışı başladı sosyal medya ile. Onlar öyle bunlar böyleyi konuşmaktan. Eşlerin önce sohbetleri, sonra göz göze gelmeleri ve temasları azaldı. Kiminin önceliği telefondaki oyunu, kiminin televizyondaki dizisi, kiminin de sosyal medyada tanımadığı insanların seyircisi olmak oldu. Önce birbirimizin eşliğini, sonra anne ve babalığını acımasızca eleştirir olduk.  Binbir emekle kurulan yuvalar kaşın, gözün, boyun, posun tuğlalarının altında ezildi. Her haliyle biz bu adam veya kadınla ömür geçiririz dediğimiz insanlar tanışma döneminde o kadar iki yüzlü oldu ve bundan o kadar korkmadı ki (geçen hafta değindiğim haysiyet) o yuvalar kısa sürede cehennem oldu. Ebeveyn onayı bekleyen ve sırtı sıvazlanmadan karar alamayan aile mahremiyetinden bir haber bireyler sayesinde ’ev-ocak’ olamadı gençler.

Çünkü iletişimi aldılar elimizden. 90’ ların ekran bağımlısı gençleri evlilik çağında günümüzde. Farkında bile olmadan, bizi hiç yormadan bizim en kuvvetli bağımız aile bağını kopardılar.

Sağlıcakla kalın.