Arapça olan vefa sözcüğü, “sözünde durma, verilen sözü yerine getirme, sevgide süreklilik, bağlılık ve sadâkat gibi anlamlara gelmektedir.
Vefası, sevgisi gerçek ve kalıcı olana vefalı veya vefakâr denir. Bunun aksine, vefalı olmayan; sevgisinde, dostluğunda sebat göstermeyene de vefasız adı verilir. Sıkça kullandığımız ahde vefa ise “verilen söze ve yapılan sözleşmeye bağlılık” demektir.
Vefa kavramı¸ ahlak¸ tasavvuf¸ hukuk başta olmak üzere pek çok disiplin içerisinde çeşitli anlamlarda kullanılan önemli bir kavramdır. Kur’ân’da ve Hz. Muhammed (s.a.v)’ın sözlerinde vefa ve onunla eş anlamlı pek çok kavram geçmektedir. İslâm tasavvufunda vefa deyince akla önce “ruhun dürüstlük içinde bulunması; ezelde, Bezm-i Elest’e Allah’a verilen söze, misaka bağlı kalmak; insanlara verilen ahdi korumak (ahde vefa)” gelmektedir.
Hz. Mevlâna da vefaya çok önem vermiş, eserlerinin pek çok yerinde “Vefaya yemin olsun ki..” ibâresini kullanarak onun, üzerine yemin edilecek yüce bir duygu olduğunu bize öğretmeye gayret etmiştir.
Vefa, aynı zamanda kadir kıymet bilmek demektir. Hz. Mevlâna, kendisinde mevcut bulunan ilâhî aşkın ortaya çıkmasına vesile olan Şems’in kadr-i kıymetini bilmiş ve bütün şiirlerinde onun ismini, Şems-i Tebriz mahlasını kullanarak bu kadirbilirliğini ortaya koymuştur.

Mevlana'nın öğretileri her dönem için çok önemlidir: "Eşyanın insan üzerinde hakkı olur, dolayısıyla insanında eşyaya vefası gerektiğini dervişlik adeti gösteriyor. Derviş suyu içtikten sonra bardağı öper öyle bırakır, ceketini giymeden önce öper öyle giyer, yastığına kafasını koymadan önce yastığını öper ondan sonra kafasını koyar, yorganını çekmeden önce öper öyle çeker, derviş topuğuna basa basa gürültüyle yürümez, ayaklarının kenarına basarak yürür. Çünkü 'bu yol bana hizmet veriyor ben de ona vefa göstermeliyim' diye düşünür. Bu düşüncelerin temelinde eşyaya böyle vefa gösterenin insana daha vefalı olacağı vardır. "