Son günlerde Manisa'da yaşanan sıcak havalar toprağın hızla uyanmasına ve tabiatın yalancı bir bahara teslim olmasına neden oldu. Doğal olarak mevsimleri şaşıran ağaçlar çiçek açmaya başladı.

Güneşli günler ocak ayında neredeyse kalorifer yakmadan gecelemeyi ve güneşli parklarda gündüzlemeyi sağlasa da sonrasında yaşanacak olası soğukların ve don olaylarının tarıma büyük zarar verme riski var.

Malum, Manisa Türkiye'nin en önemli tarım kentlerinden biri. Stratejik ürünler olan üzüm, zeytin, kiraz, kayısı ve benzer birçok üründe çiçek döneminde yaşanan soğuk havalar rekolteye büyük zarar veriyor.

Özellikle tarım sigortası olmayan çiftçi için büyük risk mevcut. İnşallah korkulan olmaz, bu yalancı baharlar sonrasında bir kışı ve ardından rekolte düşüklüğünü getirmez...

Aslında bu yazıda havaların sıcak olmasının görünen güzel yönlerini yazacaktım. Bu  düşüncüyle oturdum klavyenin başına. Ocak ayını hiç bu kadar güzel görmediğimi, bu güzel günleri fırsat bilip mümkün olduğunca gezip tozmayı önerecektim.

Sonra işin diğer boyutu geldi aklıma ve dünyada kimileri için güzel görünen bazı şeylerin kimileri için de aslında kötü anlamlar içerdiği gerçeğini  düşündüm.

Geçen yıl Eylül ayında köyde bahçe sulamam gerekiyordu ve bu bana zor geldiği için gökyüzünde biriken bulutlara bakıp büyük umutlara kapılmıştım. Şöyle 10 dakika güzel bir yağmur yağsa sulama yapmama gerek kalmayacaktı.

Sonra biraz ileride geniş bir alana serilmiş üzümleri gördüm. Kuruması için serilen üzümler, en ufak bir yağmur yediğinde bozulacak ve çöpe gidecekti. Sanırım tüm yılın emeği olan o üzümleri gözü gibi koruyan sahibi, çok endişeli bir durumdaydı ve içinden nice dualar ediyordu.

Bunu düşününce mahcup oldum. Yağacak yağmur beni biraz zahmetten kurtarırken onun bir yıllık emeğini heba edecekti.

İşte hayat böyle; bazen güneş kimilerine rahmet olur kimilerine zahmet, bazen de yağmur. Hayırlısını dilemek lazım her zaman...