Kentin en önemli özelliği, onun kişisel farklılıkları gizlemeden ve kişisel değerleri başkasına dayatmadan başkalarıyla ilişki kurma fırsatı veren bir kamusal alan olmasıdır. Her kent kamusal bir oluşumdur. Kentin var olabilmesi için; yaşam kalitesi, sosyalleşme, hareket etme, kolektif, kültürel, politik ve sosyal yaşam gibi unsurların varlığı gereklidir. Kamusal alanlar kentlerdeki hareketlilik, kullanım (festival, konser, spor, ticari kullanım vb.), sosyalleşme ve kimlik alanlarıdır.

Bu çerçevede kamusal alanı, özel alanın ve mahremiyetin dışındaki tüm alanlar, kentler, kentsel mekânda şekillenmiş ve özel yaşamın aksine toplumun her kesiminin eşit ve özgürce yararlanabileceği, farklılıkların buluşabileceği, bireylerin bir araya gelip sosyalleşebileceği, ilişkiye ve iletişime girebileceği, birlikte düşünce, söylem ve eylem üretebileceği tüm ortak yaşam alanları, kamusallığı oluşturan caddeler, meydanlar, sokaklar ve parklar biçiminde algılamak mümkündür.

Meydanlar, sokaklar, kentlerin kültür, tarih ve mimarlık kalıtını barındıran kesimleri, yeşil ve açık alanlar, eğitim, sanat ve kültür tesislerinin yer aldığı semtler kamusal alanların en çok bilinen örnekleridir.  Kentteki kamusal alanların söz konusu işlevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirebilmeleri, birtakım koşulların varlığına bağlıdır. Kent mekânında, ekonomik aktörlerin aktiviteleri ve arazi kullanım seçimleri kent halkının yaşam ve kamusal alanlarını kısıtlamadan belirlemeli, salt ekonomik aktivitelerin özelinde işgallere engel olunması gerektiği görüşündeyim.

Çoktan makineye dönüşmüş kentin; yapay etkilerinin içinde caddeler, sokaklar, kaldırımların şimdilerde daha çok işgal altında olduğuna şahitiz. Kaldırımların yarı-kafes yapıyla sıkıştırıldığı, parkların, yeşil alanların ekonomik aktörler tarafından paylaşıldığı Kamusal alanlarda kentli olarak ne kadar özgürüz?

Yakın geçmişte Büyükşehir Belediyesinin kaldırım kullanımını engelleme çalışmalarını ama bunun kısa sürdüğü hepimizin malumudur. Uyguma sürecinde yetkililer işgal alanını bir buçuk metre ölçüyle sınırlandırmış ve sınır kabul ettikleri alanı boyayarak kesinleştirdikleri halde ekonomik aktörlerin kaldırım işgallerini “kazanılmış hak” gibi görüp kentlinin kullandığı kaldırımın tamamına yakınını reklam tabelaları, masa-sandalye, satış ürünleri ile engellemektedir.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu çerçevesinde “gürültü, rahatsız etme, işgal” maddelerinin yaya yolunu kapatan ya da sınırlayan işyerleri için geçerliliği, yetkililerin cezai işlemlerinin yükümlülüğü olmasına rağmen gerekliliği yerine getirmediği, bunun sonucunda özellikle akşam saatlerinde işgal sınır çizgilerinin aşıldığını biliyoruz. Yayalar için ayrılmış kamusal alanların hassasiyetle incelenmesi, kent sosyal yaşamına engel olabilecek her yapı veya geçici etkilerin azaltılması kent kimliğine olumsuz yansımaların önüne geçecektir.

Kentte yaşayanların kentle bütünleşmesi, kenti benimsemesi, kentsel bir kimlik ve bu alana aidiyet hissederek kentli olma bilincini kazanması açısından Kamusal alan, fonksiyonel bir işleve sahiptir. Kamusal alanlar üzerinde her düşünce, proje ve uygulama kent kimliği ön planda tutularak gerçekleştirilmelidir.