Fotoğrafçı olmak ya da olamamak…

Usta-çırak, fotoğraf çeken-izleyen herkesin kendince bir fotoğraf ve fotoğrafçı tanımı var. Fotoğraf ortaya çıktığından beri de “Fotoğraf nedir?” ve “Fotoğrafçı kimdir?” sorularına dair pek çok şey söylendi, söyleniyor; elbette daha da söylenecek.

  Sahi, deklanşöre kaçıncı basışımızda fotoğrafçı olunuyor? Fotoğrafla ilgilenmeye başlayanların büyük çoğunluğu, fotoğrafçı olmak için yola çıkıyor. Peki, “fotoğrafçı olmak” ne demek? “Hadi ben fotoğrafçı olayım bari” dendiğinde olunabiliyor mu; nasıl fotoğrafçı olunuyor; var mı bu işin kaidesi kuralı? Fotoğrafçı kim? Hangi kriterlere ve belki de daha önemlisi, kime göre?

 “Fotoğrafçı olmak, fazla kolay… Her fotoğraf çeken değilse bile, çoğu olabilir. Zor olan ise fotoğrafçı olarak, yani çektiği fotoğraflarla hatırlanmaktır. ‘Oldum’ diyen veya demeyip olduğunu sanan çok olabilir. Bu yanılgıya düşmek için ego yardımcıdır fazlasıyla. Oysa yaşamda ‘sahip olmak’ hep kolay olmuş, ‘olmak’ ise genellikle mümkün olmamıştır.”

   Peki ya bu aralar işleri iyice kesatlaşan vesikalıkçılar, reklâm fotoğrafı çekenler, düğünleri çekenler; fotoğrafçı mı, zanaatçı mı? Mesleği fotoğrafçılık olan herkes fotoğrafçı mı?

   Eline diplomasını ya da sertifikasını alan herkes fotoğrafçı mı? Fotoğraf çekerek hayatını kazanan profesyonel her fotoğrafçıya fotoğrafçı diyebilir miyiz?

 Peki Sanatçı nasıl olunur?

     ‘Sanatçı’ sözcüğünün bir mertebe, ulaşılması neredeyse imkânsız bir vasıfmış gibi algılanması yüzünden bu sıfatı kendine yakıştıranlara kamuoyu genellikle öfkelenir, ‘Bırak buna başkaları karar versin, tarih gösterecek’ gibi sözler söylenir. Oysa sanatçılık sadece toplumda bir rol, bir duruş, bir var oluş stratejisi, bir davranış biçimidir. Bunu iyi becerenler de var, yüzüne gözüne bulaştıranlar da var. Ama ‘teknik olarak’ hepsi de sanatçı. Fotoğrafçılık da tıpatıp böyle. Bu sıfatta sakınılacak bir taraf yok. Birisine fotoğrafçı dendiğinde ne peşinen muazzam birisi olduğu söylenmiş oluyor ne de uydurma bir iş yapan, iki paralık bir kişi olduğu. Sadece hayatının merkezinde, hatta merkezinde de olması gerekmez, bir yerlerinde bu zanaatın bulunduğu söylenmiş oluyor.

   Fotoğrafçı olmak, bir iltifat ya da asla ulaşılamayacak bir seviye değil. Bu işi tanımladığınız ölçüler içinde yapıyorsanız, hele meslek olarak dar sınırlar içinde bile olsa icra edip zanaatınızı insanları memnun ederek paraya tahvil ediyorsanız, Hobi amaçlı bile olsa saygıyla yapıyorsanız, siz bir fotoğrafçısınız.

      Burada sorun fotoğrafçı olmakta değil, iyi fotoğrafçı olmakta… Her konuda olduğu gibi fotoğrafta da ‘iyi’ fotoğrafçı sayısı azdır. Kaç iyi doktor, kaç iyi avukat, kaç iyi marangoz, kaç iyi ressam biliyorsunuz? Fotoğrafçı sayısı da bu dallardan daha fazla olmayacaktır.

    Eskiden herkes amatördü. Şimdi fotoğraf makinelerinin 3 inch’lik ekranlarında fotoğraflarını gören kimse ben amatörüm demiyor. Şimdi herkes büyük usta, herkes erbap, herkes hoca… Ne diyelim ‘Uğurlar ola!’”