Manisa
Parçalı bulutlu
weather
20°

Bir Sadık dostun ardından…

Bazı insanların ardından ne yazacağınızı bilemezsiniz. Kelimeler boğazınızda düğümlenir, hatıralar zihninizde birbiri ardına canlanır. Daha dün konuştuğunuz, sesini duyduğunuz, yarın yine konuşacakmışsınız gibi vedalaştığınız bir dostunuzun artık bu dünyada olmadığını kabullenmek kolay değildir. Hele o insan hayat doluysa, sevgisini sakınmadan gösteriyorsa, girdiği ortama neşe katıyorsa…
Bugün benim için öyle bir gün. Sadık Doğramacı’yı kaybettik.
Sadık Hoca’yla daha yapacak çok işimiz, konuşacak çok konumuz, birlikte gerçekleştireceğimiz hayallerimiz vardı. En çok da Demirci’nin köylerini birlikte gezmeyi istiyorduk. O köylerin insanlarını, hikâyelerini, yaşanmışlıklarını konuşacak; kimi zaman bir köy kahvesinde oturacak, kimi zaman bir evin kapısını çalacak, kimi zaman da hiç tanımadığımız insanların hayatlarına dokunacaktık. Şimdi o geziler, birlikte kurduğumuz güzel bir hayal olarak içimde kaldı. İnsanın canını en çok da yarım kalan hayaller yakıyor.
Sadık Hoca, Demirci’yi yalnızca seven bir insan değildi. O, doğup büyüdüğü ilçeye ömründen koca bir parçayı veren, yaşadığı yere karşı sorumluluk duyan, insanları bir araya getirmek için çabalayan bir gönül insanıydı. Yıllarca İngilizce öğretmenliği yaptıktan sonra emekli olduğunda dinlenmeyi seçebilirdi. Ama o, kendisine başka bir görev edindi: Demirci’nin hafızasını tutmak, insanlarını birbirine yakınlaştırmak ve memleketini dünyaya tanıtmak…
Cumartesi sabahları saat 07.30’da pazara gitmek, köylülerin getirdiği ürünleri fotoğraflamak, isimlerini ve fiyatlarını yazmak kaç kişinin aklına gelir? Bir düğüne, sünnete, hayır yemeğine davet edildiğinde arabasına atlayıp yola çıkmak; bir esnafın hikâyesini anlatmak, bir köylünün emeğini görünür kılmak, gurbette yaşayan bir Demircilinin memleket özlemini biraz olsun dindirmek… Bunlar onun için sıradan işler değildi. Bunlar, sevmenin ve ait olmanın kendine özgü bir yoluydu.
Demirci’de Yaşam adıyla kurduğu sosyal medya hesabı, zamanla bir ilçenin ortak hafızasına dönüştü. On binlerce fotoğraf, binlerce video, yüzlerce insan hikâyesi… Ama bütün bunların arkasında yalnızca bir kamera, bir telefon ya da sosyal medya hesabı yoktu. Orada Sadık Hoca’nın emeği, sabrı, merakı ve insan sevgisi vardı. O, bazen bir köylünün tezgâhındaki ürünü, bazen bir çocuğun mutluluğunu, bazen bir düğünün sevincini, bazen de bir ailenin acısını kayda geçiriyordu. Herkesin kendi hayatından bir parça bulabildiği kocaman bir hatıra defteri tutuyordu.
Sık sık Manisa’ya gelir, misafirim olurdu. Onu yalnızca bir haberin kahramanı, Demirci’yi tanıtan bir sosyal medya emekçisi olarak görmedim. O benim dostumdu. Hayata bakışındaki içtenliği, insanlarla kurduğu sıcak ilişkiyi, konuşurken yüzüne yayılan sevinci bilirdim. Manşet Gazetesi’ndeki arkadaşlarım da onu çok severdi. Çünkü Sadık Hoca, insanın gönlünü kazanmak için özel bir çaba göstermesine gerek kalmayan insanlardandı. Olduğu gibi davranır, sevgisini hissettirir, karşısındakine kendisini değerli hissettirirdi.
İnsan bazı dostlarının kıymetini, onları kaybettiğinde daha iyi anlıyor demeyeceğim. Sadık Hoca’nın kıymetini biliyordum. Onunla konuşmanın, aynı sofraya oturmanın, bir şeyler planlamanın ne kadar güzel olduğunu biliyordum. Ama insan, sevdiği birinin hayatından bir anda çekilip gidebileceğine yine de inanamıyor. Daha dün konuştuğunuz insanın sesinin artık yalnızca hatıralarda kalması, insanın içini tarifsiz bir boşlukla dolduruyor.
Şimdi düşünüyorum da Sadık Hoca, Demirci’nin köylerini gezme hayalimizi gerçekleştiremeden gitti. Oysa onunla o yolları yürümek, köylerin hikâyelerini dinlemek, tanıdığı insanları bana anlatmasını izlemek ne güzel olurdu. Belki de her durakta fotoğraf çekmek için duracak, birileriyle ayaküstü sohbete dalacak, planladığımız saatten çok sonra varacağımız yere ulaşacaktık. Çünkü Sadık Hoca için insan, hiçbir zaman aceleyle geçilip gidilecek bir ayrıntı değildi. Herkesin anlatılmaya değer bir hikâyesi vardı.
Şimdi o hikâyelerin bir kısmını bize bıraktı. Fotoğraflarda, videolarda, pazar görüntülerinde, köy düğünlerinde, esnaf sohbetlerinde, tanıdığı insanların hafızasında yaşamaya devam edecek. Belki yıllar sonra bir Demircili, uzak bir ülkede yaşarken onun çektiği bir videoyu açacak ve memleketinin sokaklarını görünce gülümseyecek. Bir başkası, yıllar önce pazarda çekilmiş fotoğrafında kendisini ya da babasını görecek. İşte Sadık Hoca’nın geride bıraktığı miras tam da bu: İnsanların kendilerinden bir parça bulacağı bir hayat arşivi.
Ama bütün bunların ötesinde, benim içimde bir dostun yeri boş kaldı. Bir telefon konuşması, bir Manisa ziyareti, birlikte yapılacak bir yolculuk, “Bir gün Demirci’nin köylerini gezeriz” diye kurulan bir cümle artık başka bir anlam taşıyor.
Sadık Hoca, sen Demirci’yi dünyaya tanıtmak için yıllarca emek verdin. İnsanları bir araya getirdin, uzaktakileri yakınlaştırdın, nice hatırayı geleceğe taşıdın. Şimdi seni sevenler, senin hatıranı yaşatacak. Ben de seninle yarım kalan o köy gezilerini, kurduğumuz hayalleri ve birlikte geçirdiğimiz güzel zamanları unutmayacağım.
Sana doyamadık dostum. Daha konuşacaklarımız, güleceklerimiz, gezecek yerlerimiz vardı. Hayat dolu yüreğinin bu kadar erken susacağına inanmak çok zor.
Mekânın cennet olsun Sadık Hoca. Seni sevgiyle, özlemle ve hiç unutmayacağım bir dostluğun hatırasıyla anacağım.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız