Sürecin hem Anayasa’ya hem de Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne aykırı girişimler barındırdığını iddia eden Özer açıklamasına şöyle devam etti: “Öte yandan ABD’nin kara savaşına gireceği yönündeki açıklamalar ve bu aşamada Trump’ın Erdoğan’a yönelik güzellemeleri, Türkiye’yi İran’a saldırının aparatı hâline getirme arzusunu açıkça göstermektedir. Uluslararası siyasette sözler çoğu zaman niyet değil, hesap taşır. Türkiye, duygusal yönlendirmelerden uzak; bağımsız ve millî çıkarlarını gözeten bir yol izlemelidir.
Türkiye asla İran’a yönelik kara harekâtı tuzağına düşmemeli; ateşe odun taşıyan değil, yangını söndüren bir güç olmalıdır. Kudurgan güçlerin yanında yer almak, tabii ki Türkiye’ye yakışmaz!
Türkiye ile İran arasında asırları aşan bir komşuluk hukuku, tarihsel denge ve kültürel bağlar bulunmaktadır. Bu iki kadim ülke, farklı saflarda yer alsalar da hiçbir zaman birbirini yok sayan bir düşmanlık inşa etmemiştir. Türkiye’nin İran ile ilişkilerini düşmanlık değil; dostluk, saygı ve iş birliği temelinde yürütmesi hem stratejik bir tercih hem de tarihsel bir sorumluluktur. Bilge Lider Aykut Edibali’nin Ortadoğu Ortadoğulularındır ifadesi, bölge halklarının kaderini dış müdahalelere teslim etmeme iradesinin günümüzde de geçerli bir manifestosudur.
Sonuç olarak; Türkiye, bu kritik dönemde aklın, sağduyunun ve barışın sesi olmalıdır. Savaşa katılmadan, ancak haksızlığa sessiz kalmadan dengeli bir duruş sergilemeli; adaletin ve komşuluk hukukunun yanında olarak hem kendi güvenliğini hem de Ortadoğu’nun geleceğini korumalıdır.”