Maaşların alım gücü karşısısında gerilediğini söyleyen Özgürler, "Ne yazık ki bu tablo, memur ve emekliler açısından artık istisnai değil, alışılagelmiş bir durum olmuştur. Nitekim 2024 yılında da maaşlar enflasyonun 15,37 puan gerisinde kalmış; 2025 yılında ise toplamda 18,53 puanlık bir kayıp yaşanmış, bu kayıp ancak sonradan verilen enflasyon farkı ile telafi edilmeye çalışılmıştır. Buradan bir kere daha açıkça ifade ediyoruz: Enflasyon farkı, zam değildir. Enflasyon farkı, maaşları yalnızca gerçekleşen enflasyona eşitleyen bir telafi ödemesidir. Zam ise maaşın alım gücünü artırması beklenen bir düzenlemedir. Son yıllarda maaş artışlarının sürekli olarak enflasyonun altında kalması, yapılan düzenlemeleri zam olmaktan çıkarmıştır. Bugün gelinen noktada memur maaşları, adeta ön ödemeli enflasyon farkı sistemiyle belirlenmektedir. Açıklanan rakamlar, maaşların yalnızca enflasyon karşısında değil; gıda, kira, ulaşım ve temel ihtiyaç harcamalarındaki artışlar nedeniyle alım gücü açısından da ciddi biçimde gerilediğini göstermektedir. Ortaya çıkan tablo, kamu çalışanları ve emekliler için açık bir ekonomik çıkmazdır.Tutmayan hedeflerin bedeli, kamu görevlilerine ve emeklilere ödetilemez.
Bu gidişata acilen müdahale edilmesi zorunludur” dedi.
“KİMSE EMEKLİ OLMAK İSTEMİYOR”
Başkan Özgürler, “Bir yanda ağırlaşan hayat şartları, diğer yanda hızla eriyen ücretler; kamu çalışanlarını ve emeklileri ciddi bir ekonomik darboğaza sürüklemektedir. Emeklilik sistemi 2008 öncesi ve sonrası olarak 2’ye bölünmüş durumda. Ek ödeme, ilave ek ödeme, fazla mesai, ek ders gibi unsurlar emeklilik hesabına dahil edilmediği için görev aylığı ile emekli aylığının bağı kopmuş durumda. Özellikle 2023 yılında ödenmeye başlanan ilave ek ödemenin emekli aylığına yansıtılmaması, emeklilik sistemini kökünden sarstı, görev aylığı-emekli maaşı dengesini yerle bir etti. En düşük memur emeklisi aylığı asgari ücretin bile altına düşmüş durumda. Kimse emekli olmak istemiyor. Eskiden mezarda emeklilik getiriliyor diye eleştirdiğimiz sistemde, şimdi memurlar gönüllü olarak gücü yettiğince çalışmak zorunda kalıyor. Bu tablo mutlaka değiştirilmelidir. Bu tablo ancak ve ancak memur ve emekli maaşlarına ek zam yapılarak, maaşlara refah payı eklenerek tersine çevrilebilir. Bütçeye baktığımızda gelirlerin neredeyse tamamının vergilerden karşılanacağını görüyoruz. Bu vergiler de büyük oranda dolaylı vergi olarak belirlenmiş. Yani sadece düşük maaş politikasıyla değil vergi politikasıyla da çalışanın sırtına binildiği bir dönemdeyiz. Gelir vergisi dilimlerinin, memur maaş artışlarının gerisinde kalması nedeniyle, ödenen vergi miktarı yapılan zammı aşar hâle gelmiştir. Bu çerçevede, gelir vergisi dilimlerinin ekonomik gerçeklere uygun biçimde yükseltilmesi ve ücretliler açısından gelir vergisi oranının %15 seviyesinde sabitlenmesi gerekmektedir. Vergi yükünün dar ve sabit gelirlilerin omuzlarına yıkıldığı, enflasyon hedeflerinin tutmadığı bir tabloda, maaşların da bu seviyelerde tutulması kabul edilemez. Eğer 2026 yılı için memur ve emekliler lehine bir revizyon yapılmazsa, gelir dağılımındaki adaletsizlik daha da derinleşecektir. Bu nedenle maaşlar hedeflenen değil, gerçekleşen rakamlar üzerinden değerlendirilmelidir. Yaşanan kayıpların telafisi için ek zam yapılmalı, alım gücünü artırmak amacıyla refah payı mutlaka hayata geçirilmelidir. Mevcut sistem, birçok adaletsizliği de içinde barındırıyor. Sadece maaşlar düşük değil, ücretler kendi içinde de adalet barındırmıyor.
Çalışanlarımız nitelikleri, görev, yetki ve sorumluluklarıyla doğru orantılı bir ücret alamıyor. Yardımcı hizmetler sınıfı personelinin beklentileri sürekli öteleniyor. İdareci sınıfındaki personelimizin, akademisyen ve öğretmenlerimizin durumlarının da iyileştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca kamuda görev yapan mühendis, avukat, biyolog, kimyager, veteriner hekim, bilişim uzmanı gibi mezun oldukları yükseköğrenim programında elde ettikleri unvanlarda görev yapan personelin de görevleriyle orantılı mali ve özlük haklara kavuşturulması bir başka beklentidir. Bu çerçevede mesleki gelişim teşvik edilmeli, görev yetki ve sorumlulukla orantılı, bilgi ve tecrübeyi ödüllendirecek bir sistem getirilmelidir diyoruz. Ayrıca, son yıllarda ortaya konulan ücret politikaları neticesinde kamuda ücret adaleti büyük yara almış, aynı işi yapan ama statüleri farklı çalışanlar arasında büyük bir ücret uçurumu oluşmuştur. Bu durum çalışma barışını da zedelemektedir. Bu nedenle kamuda statü farklılıklarından dolayı oluşan ücret farklılığı giderilmeli, yatay ve dikey ücret dengesi kurularak adaletli bir ücret sistemi oluşturulmalıdır. Bütün bu sorunların insan ve çalışan odaklı ekonomi politikalarıyla çözüleceğine inanıyor, yetkilileri çalışan ve emeklilerimizi yoksulluk girdabından kurtaracak sosyal politikalar üretmeye davet ediyoruz. Bu soğukta alanı dolduran başta basın emekçilerimiz ve kamu çalışanlarımız olmak üzere herkese teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum” diye konuştu.