Ara
Manisa Manşet Gazetesi Manisa Haberleri Bu kutuplaşma kime yarıyor?

Bu kutuplaşma kime yarıyor?

Manisa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Önder Aydın, bugünkü yazısında CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in kutuplaşmaya karşı yaptığı çağrıyı değerlendirerek, "İçinde bulunduğumuz tablo kutuplaşmayı değil, birlikte çözüm üretmeyi zorunlu kılıyor. Türkiye olarak artık bir ve bütün olmalıyız. Bu işin şakası yok." dedi.

KAYNAK: Haber Merkezi
Okunma Süresi: 3 dk

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, dün Saruhanlı’da yaptığı konuşmada siyasetteki sert iklimin toplumu zehirlediğini belirterek kutuplaşmanın artık sona ermesi gerektiğini vurguladı. “Davet edildiğimiz her yere gideceğiz. Artık bu kutuplaşmadan, bu birbirini şeytanlaştıran gergin iklimden ülkenin çıkması gerekiyor. Omuz omuza, kol kola, hepimizin çok sevdiği Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dönemi gibi kalkınmaya yürümemiz lazım” diyen Özel, seçim rekabetinin yalnızca sandıkta kalması, sonrasında ise memlekete hep birlikte hizmet edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Özel’in bu sözlerini yalnızca yeni yıl mesajı olarak algılamamak gerekiyor. Aslında bu ülkenin gerçek gündemini işaret eden bir çağrı. Çünkü içinde bulunduğumuz tablo kutuplaşmayı değil, birlikte çözüm üretmeyi zorunlu kılıyor. Türkiye olarak artık bir ve bütün olmalıyız. Bu işin şakası yok. Savaşın kapımızda olduğunu artık ne zaman göreceğiz? Yukarımızda Ukrayna-Rusya savaşı. Kaçıncı kez İHA’ları ülkemize düşüyor, ticaret gemilerimiz vuruluyor. Solumuz Yunanistan ama yalnızca haritada öyle görünen bir Yunanistan. Fiilen bir ABD savaş üssü. Adalar silahlandırılmış durumda. Güneyimiz tam anlamıyla bir cehennem: Suriye, SDG, YPG… Alfabenin her harfiyle terör örgütü kaynıyor. Doğuda ise İran-İsrail hattında çıkması muhtemel bir savaşın kokusu burnumuzda. Ve o savaş da yine ABD’nin desteklediği bir cephe. 

İşte böyle bir eksende Türkiye’de olması gereken son şey kutuplaşmadır. Bu ülkenin evlatlarının birbirine düşmesini değil, birbirine kenetlenmesini gerektiren bir dönemden geçiyoruz. Türkiye’de son yıllarda derinleşen bu kutuplaşma sürecinden en fazla yara alan meslek gruplarının başında ise gazeteciler geliyor. Gazeteciler olarak artık yalnızca haberi değil, haber yaptığımız zemini de sorgular hale geldik. Sahada çalışırken bazı meslektaşlarımız kimi zaman kurum logolarını dahi gizler hale gelmiştir. Röportaj yaptığımızda “yandaş”, “havuzcu”, “muhalif”, “foncu” gibi etiketlerle karşılaşıyoruz. Attığımız her adım, söylediğimiz her cümle, hangi tarafa yazdığımız üzerinden değerlendiriliyor. Sırf işimizi yaptığımız için önyargıyla karşılaşmak, hedef gösterilmek, yalnızlaştırılmak artık olağan hale geldi. Bu durum sadece mesleki baskı değil, aynı zamanda ciddi bir psikolojik yük haline geliyor. Türkiye’de gazetecilerin % 60’ından fazlası anksiyete, tükenmişlik ve sosyal izolasyon belirtileri gösteriyor.  Kutuplaşma yalnızca siyasetçileri değil, haberi üretenleri de etkiliyor. Gazeteci ne bir tarafın sözcülüğünü yapar ne de alkışını bekler. Gazetecinin yeri halkın yanıdır. Ama işte tam da bu noktada trajik bir çelişki baş gösteriyor. Kutuplaşma, halkı da öylesine etkiliyor ki artık gazeteci bile halkın bir kesimi tarafından hedef gösterilebiliyor. Yaptığınız haberin içeriğinden çok, kime yaradığı sorgulanıyor. Tarafsız kalmak yetmiyor kimin tarafında olmadığınız üzerinden yargılanıyorsunuz.


Peki daha ne kadar böyle sürecek Kutuplaşmanın kazananı var mı? Belki kısa vadeli politik hesaplarla kutuplaşmayı derinleştirenler olduğunu düşünebiliriz ama uzun vadede kaybeden hepimiziz. Gazeteciler, siyasetçiler, halk… Hepimiz bu zehirli iklimin bedelini ödüyoruz. O halde bu gidişata ne zaman dur diyeceğiz. Herkesin kendi kabuğuna çekildiği bir zamanda, birbirimize yeniden yaklaşmanın yolunu bulmalıyız. Çünkü artık kutuplaşmaya değil, birbirimizin yükünü hafifletmeye ihtiyacımız var.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *