Sanayileşmeye karşı olmadıklarını ancak Manisa’da yaşanan sürecin sağlıklı bir kalkınma değil ‘hormonlu büyüme’ olduğunu vurgulayan dernek başkanı Ali Suat Etosun, “Bugün Manisa'da şehir gelişim planlamaları açısından nüfus kaldırma kapasitesinin çok üstünde bir yoğunluk vardır. Plansız büyüme ve sanayi siteleri maden ocakları ile hem toprağın nefesini kesiyor hem de kentin doğal dengesini geri dönülmez biçimde zedeliyor. Bugünkü tarım alanlarımızı yok edersek, sağlıklı gıda ve yer altı sularımızı da heba edersek sağlıklı gıda, yeraltı su kaynakları yok edersek temiz su bulamayacağız.” dedi.
Maden faaliyetleri, aşırı sanayi kullanımı ve tarımda vahşi sulama nedeniyle yeraltı su seviyelerinin yüzlerce metre aşağıya çekildiğini ifade eden Ertosun, bunun toprakta tuzlanmaya ve obruk oluşumlarına neden olduğunu söyledi.
Salihli ve Alaşehir bölgelerinde yoğunlaşan jeotermal enerji santrallerinin (JES) Manisa’da her yıl yaklaşık 157 milyon metreküp suyu yeraltından çektiğini belirten Ertosun, bu miktarın 2024 yılında Demirköprü Barajı’ndaki kullanılabilir sudan fazla olduğuna dikkat çekti.
Çekilen suların reenjeksiyon yöntemiyle yeraltına geri verilmesi gerektiğini hatırlatan Ertosun, denetim eksikliği nedeniyle bu kurallara uzun süredir uyulmadığını söyledi.
Reenjeksiyon yapılmadığında yeraltı sularının ağır metallerle kirlenme riski taşıdığını vurgulayan Ertosun, JES’lerden çıkan buharın nem oranını değiştirerek bağlarda üzüm kalitesini düşürdüğünü, hastalıklara ve ilkbahar donlarının artmasına yol açtığını kaydetti.
Manisa’nın çevre felaketlerinden birinin de çarpık sanayileşme olduğunu belirten Ertosun, kentin altyapısının bu yoğunluğu kaldırmadığını söyledi.
Doğudan batıya yaklaşık 50 kilometrelik hat boyunca Turgutlu, Bağyurdu, Kemalpaşa, Manisa, Muradiye, Çiğli ve Menemen OSB’leriyle Manisa’nın adeta sanayi alanları arasında sıkıştığını ifade eden Ertosun, Manisa OSB’nin 8’inci, Muradiye OSB’nin ise 3’üncü kısımlara kadar büyüdüğünü, toplam sanayi alanı sayısının fiilen 17’ye ulaştığını dile getirdi.

Spil Dağı ile Yuntdağı arasında kalan ovada hava sirkülasyonunun zayıf olduğuna dikkat çeken Ertosun, fabrika bacalarından çıkan kükürt dioksit ve azot oksit gazlarının kent üzerinde “hava kirliliği kapanı” oluşturduğunu söyledi.
Kentteki büyümenin ne doğayı koruduğunu ne de insanı merkeze aldığını vurgulayan Ertosun, altyapı eksiklikleri nedeniyle zehirli atıkların toprağa karıştığını, bunun da başta kanser olmak üzere hayati sağlık sorunlarını artırdığını ifade etti. Ertosun, Manisa’nın mevcut büyüme modeliyle adeta “kendi insanını yiyerek ayakta durmaya çalışan” bir kent haline geldiğini dile getirdi.
Sanayi tesislerinin devasa miktarda su tükettiğini ve atık sularla çevreyi kirlettiğini belirten Ertosun, arıtılmadan veya yetersiz arıtılarak doğaya bırakılan atık suların ağır metal kirliliğine yol açtığını söyledi.
Tekstil, metal ve elektronik sanayisinden çıkan atıkların kadmiyum, kurşun, civa ve krom gibi ağır metaller içerdiğini ifade eden Ertosun, bu kirliliğin Gediz Nehri’ni bitme noktasına getirdiğini, Akhisar ve Kırkağaç ovalarının da aynı tehlikeyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.
Dernek olarak bugüne kadar çevreyle ilgili 22 dava açtıklarını belirten Ertosun, bunlardan 4’ünün lehlerine, 3’ünün aleyhlerine sonuçlandığını söyledi. Bu davalar sayesinde Muradiye Orman Fidanlığı dahil olmak üzere Manisa’da yaklaşık 10 bin dönüm tarım arazisinin kurtarıldığını ve 8 taşınmaz kültür varlığının tescillendiğini kaydetti.
Ertosun, Gördes Ulu Camii, Şehzadeler Teknik ve Anadolu Lisesi atölye binaları, Çaybaşı Deresi üzerindeki tarihi köprüler ve Beyazfil Binası için verilen mücadeleleri anlattı. Ulupark’a katlı otopark yapılmasından vazgeçilmesini önemli bir kazanım olarak değerlendiren Ertosun, Manisa Büyükşehir Belediyesi ve meclisine teşekkür etti.
Dernek olarak sürdürülebilir çevre, tarım ve kültürel miras için çeşitli projeler hazırladıklarını belirten Ertosun; atık suyun yeniden kullanımı, Manisa Tarzanı Müzesi, Manisa evleri sokağı, şehitler anıtı ve anıt ağaç envanteri projelerini anlattı.
Amaçlarının Manisa’yı sadece bir sanayi kenti değil, yaşanabilir ve marka bir şehir haline getirmek olduğunu söyledi.
Manisa’nın sanayi baskısı altında bulunduğunu vurgulayan Ali Suat Ertosun, “Biz sanayileşmeye karşı değiliz, ranta karşıyız. Manisa’nın bir ‘Kırmızı Pazartesi’ yaşamasını istemiyoruz” diyerek yetkilileri ve halkı duyarlı olmaya çağırdı.
Ertosun, Manisa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği olarak mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceklerini sözlerine ekledi.
