Manisa Manşet Gazetesi Manisa Haberleri İl Müftüsü Kabukçu’dan “Anmak, anlamak ve pratik etmek” vurgusu

İl Müftüsü Kabukçu’dan “Anmak, anlamak ve pratik etmek” vurgusu

Manisa İl Müftülüğü tarafından Mevlid-i Nebi Haftası kapsamında düzenlenen konferansta konuşan İl Müftüsü Şükrü Kabukçu, Hz. Peygamber’i sadece anmanın yeterli olmadığını belirterek, “Asıl derdimiz anlamak, anlamayı pratik hayata aktarmaya. Yani anmak, anlamak ve pratik etmek anlamında. Bir takım seküler okumalarla nefsini öne çıkaran veyahut da kendi bilgi kırıntılarını dev aynası gören insanların yaptığı gibi, ona ait olan güzelliklerini küçümsemek ve arkasından farklı yerlere savurmaktan Allah hepimizi muhafaza buyursun. “dedi.

İl Müftüsü Kabukçu’dan “Anmak, anlamak ve pratik etmek” vurgusu
KAYNAK: Ayşe Nur Büyük
Okunma Süresi: 4 dk

Manisa İl Müftülüğü tarafından Mevlid-i Nebi Haftası kapsamında, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’i (s.a.s.) anmak, anlamak ve onun güzel ahlakını topluma daha güçlü şekilde aktarmak amacıyla konferans düzenlendi. Bedesten Nikah Salonu’nda gerçekleştirilen konferans, Kuranı Kerim tilaveti ile başladı. Manisa İl Müftüsü Şükrü Kabukçu, konuşmacı olarak katıldı. Konuşmasında Mevlid-i Nebi Haftası’nın Hz. Peygamber’i anmak için belirli bir zaman dilimiyle sınırlandırılamayacağını vurgulayan Kabukçu, “Hiç şüphe yok ki Efendimizi anmak elbette bir haftanın, bir günün veyahut da belli bir zamana hasret işi olmadığı âşikârdır. Biz nerede bir güzellik varsa biraz onun altını eşelediğimizde ya Kur'an'ın bir mübarek ayetini veyahut da Efendimizin bir mübarek sözünü görüyor ve buluyoruz. Her bir meclis esasında Efendimiz'in anıldığı her bir meclisin ayrı bir ve güzelliği vardır. Ona ait hangi bilgi var ise, hangi küçük bir kare var ise ders almasını bilenler için ayrı güzellik vardır. Ama Allah hep bizi muhafaza buyursun. Bir takım seküler okumalarla nefsini öne çıkaran veyahut da kendi bilgi kırıntılarını dev aynası gören insanların yaptığı gibi, ona ait olan güzelliklerini küçümsemek ve arkasından farklı yerlere savurmaktan Allah hepimizi muhafaza buyursun. “dedi. 


“ASIL GAYEMİZ PEYGAMBERİMİZİ ANLAMAK VE HAYATIMIZA AKTARMAK”

Hz. Peygamber’e karşı ümmetin sorumluluklarına da değinen Kabukçu, “Cemaatımız bize diyor ya siz peygamber makamındasınız. Bu çok ciddi bir unvan veya ciddi bir göreve O zaman biz kendi için anlamak, anlamaya dönüşmeli. Çünkü biliyorsunuz sadece bir mevlit bahriinden dinlemek veyahut da sadece bir salon programı yapmak asıl gayemiz değil. Ama asıl derdimiz anlamak, anlamayı pratik hayata aktarmaya. Yani anmak, anlamak ve pratik etmek anlamında. Şimdi ümmete yönelik ümmete bakan yönünde beş temel sorumluluktan bahseder kitaplarımız. Birincisi Efendimize iman, şükürler olsun ona iman etmiş bir neslin evlatlarıyız. Ona iman lütfu ile lütuflanmak, şereflenmek herhalde dünyada başka hiçbir şeyle kıyaslanmayacak olan bir lütuftur. İkincisi efendimize itaat. Şimdi bakın seküler okumalarda bilgi yığınını yapıyoruz ama pratik etmeden bizim zihnimizi kategorik ayrımlara sokuyorlar. Biz sadece Kandil gecesi iki rekat namaz kılan, hele hele sosyal medya ayyuka çıkan, kaynağı belirsiz hatta Olmayan bir takım tezvirata karşı elbette ki yapabileceğimiz işler sınırlı. Bazen bana diyorlar, "Hocam Diyanet niye buna cevap vermiyor?" Diyanet cevap veriyor. Anadolu'da bir tabir vardır. Her salatalık soyanı biz tuz ekmeyiz. Her laktı yapana cevap vermeye kalkarsak biz kendi işimizi yapamayız. Ama toplumun gönlüne inşirah sulayacak belki Kandil gecesinde ilk defa gelen veyahut da Ramazan ayında ilk defa gelen İlk teravihe gelen, ilk defa Kadir Gecesi'ne gelen, daha da ileri gidiyorum. İlk defa bayram namazına gelen bir insana benim tevşir olarak söyleyebileceğim bir şeyler yok mu? Olmamalı bu. Tabii ki nezir olmak, uyarmak, acı gerçeği söylemek. Ama nereden? Önce nefsimden, önce ailemden, önce akrabalarımdan. Görev ahlakı konusunda tabii ki öncelikle Efendimizin tebliği, hangi şartlarda nasıl yaptığı. Kısa kısa, sıtk, bizim için davranış ahlakı, yakın çevremden mesai arkadaşıma, cemaatime, herkese, arkasından emanet ahlakı, yani görev ahlakı. Fethanet, akıl, ufuk ve planlama ahlakı olaraktan anlıyorum.” ifadelerini kullandı.


“ÖNCE NASİHATLERİMİZİ KENDİMİZ UYGULAMALIYIZ”

Konuşmasında Diyanet teşkilatındaki görevlilerin sorumluluklarına da değinen Kabukçu, “Özellikle son zamanlarda Kur'an bize yeter söylemi ve bunun arkasında yatan çalışmalara arkadaşlar bu açıdan dikkat etmek lazım. Tabii ki usul konusunu hatırlatmadan geçemeyeceğim. Hem sünnet hem de siret konusunda usulsüz okumalar aman ha dikkat diyoruz. Biz insanlara nasihat ediyoruz ama öncelikle nasihatleri kendimizin dikkat etmesi gerekmez mi? Bir din hadiminin bu kurumda herkesin ortak adı ve görevi din hadimliğidir. Diyanet İşleri Başkanlığı başkanımızdan taş en uç köşesinde çalışan arkadaşımıza varıncaya kadar herkes din hadimidir. Unvanlar gelir geçer. Ve kendimizi sorarsak acaba aile düzenimiz nasıl? Acaba eş ve çocuklarımıza ne kadar zaman ayırıyoruz ve gerekli ilgiyi gösterebiliyor muyuz? Çocukları yüzünden canı yanan mesai arkadaşlarımız çoğaldı. Çocuklarımızın namazları ne durumda? Çocuklarımızın kıyafetleri ne durumda?Biraz canımız yanacak. Çocuklarımızın düğünleri ne durumda, nasıl? Siyerin her bir karesi ve onun öğrettiği her bir ahlaki duruş konusunda nasılız? Mus'ab bin Umeyr'in ahlakını ne yapacağız? Hacca, umreye gidiyoruz. Orada anlatıyoruz. Herkes duygusallaşıyor. İşte hırkayla örtüyle örtüldü, kefen bulamadı Mekke'nin en zengin ailesinin çocuğu. Dininden dönmesi için evine hapsettiler. Hapis. 28 Şubat'ı yaşayanlar bilir. Gençler bilmez. Asıl yiğitlik o zamandı. Şimdi koş diyen bir Cumhurbaşkanımız var.”ifadelerini kullandı.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız